KURULUŞLARIMIZA CORONAVİRÜS DARBESİ

YEŞGAR MUSTAFA SAADET

Son senelerde sivil toplum kuruşlarımızın sayısındaki artış memnuniyet vericidir. Yeterli sayılara ulaşılarak federasyonlar kurulmuş, yanı sıra bir de siyasi parti Türkiye’nin politik hayatına dahil olmuştur.

STK’ların artmasının en görünür ve faydalı yanı, varlığından bihaber olduğumuz çok değerli hemşerilerimizi tanınmanın yanında, değerli düşüncelerini eserlerini ve katkılarını görmenin ve öğrenmenin mutluluğunu yaşamamızdır.

Olumlu gelişmeler devam ederken, akla gelmeyen ve önlenmesi güç olan bir problem ile karşılaşıldı. Çerkesler’in Wızıgekoç dedikleri salgın hastalık, diğer salgınların ötesinde  çok hızla yayılan ve önlenmesi mümkün olmayan, şimdilik aşısı ve ilacı bulunmayan Covid-19  musibeti, insanlığı ve kuruluşları olumsuz etkilemiş ve korku yaratmıştır. Solunum yoluyla bulaşması insanların ilişkilerini etkilemiş, ülkeler karantina tedbirlerine başvurmak zorunda kalmışlarsa da etkisi dünyada her gün artarak devam etmektedir.

Türkiye’de 65 yaş üstündeki kişilere uygulanan sokağa çıkma yasağı (halen kısmen uygulanmaktadır) en çok STK’larımızı ve dolayısıyla toplumumuzu derinden etkilemiştir. Zira bizim değerlerimizi en iyi bilen, kaybolmakta olan dilimizi konuşabilen bu yaşlı hemşerilerimizdir. Bunların yaşamlarının kısıtlanması, çok olumsuz neticeler doğuracak gibi gözükmektedir.

Bireylerimizi bir araya getiren, tanışmalarına imkan veren kahvaltılı toplantılarımız yapılamaz olmuş, nişan, nikah, düğün gibi bir araya gelinen etkinlikler hatta cenazelere katılımlar bile çok az sayılarla yapılabilir hale gelmiştir. Durumun ciddiyeti karşısında, hükümet toplantıları bile askıya alınmıştır.

Aynı sebeplerle STK’larımızda da hiçbir etkinlik yapılamamaktadır. Salgın en çok yaşlıları etkilediği için, bu yaş grubundakiler hem yaşam alanları itibariyle kısıtlanmış; hem de kalabalık ortamlara girmekten çekinir olmuşlardır.

Bu durumun diğer bir olumsuz etkisi, ekonomik nedenlerle azalan gelirler, yapılamayan etkinliklerin gereksiz olduğu düşüncesini doğurmuş, hatta kira ile tutulan lokallerin kapatılması düşünülür olmuştur. Gidemedikleri bir yer için kira ödemenin gereksiz olduğu, kapatılması gerektiğini düşünenler aidat ödemeyip, düşüncelerini bir bakıma hayata geçirmişlerdir.

Temennimiz, 2. bir salgın sürecinin yaşanmadan, tıbbi çarenin bulunarak eski hale dönülmesidir. 2. bir salgın halinin yaşanması durumunda toplumumuz için çok önemli olan 9-11 Ekim tarihlerinde  yapılması planlanan “3. Uluslararası Çerkes Konferansı”nın da ertelenmesi söz konusu olabilecektir. Şimdiki durumda bile, başka ülkelerden gelecek hemşerilerimiz için çeşitli problemler olduğu gibi, sözü edilen 65  yaş üstü hemşerilerimizin İstanbul’da saat 10.00 ila 20.00 arasında kısıtlı hareket serbestisine sahip olması ve başka şehirlerden gelecek bu zümrenin izin olmak suretiyle gelebilecek olması katılımın çok az olacağına işaret etmektedir. Yerleşim düzeni nedeniyle de katılımın yetersiz kalacağı malumdur.

Katılmayacak hemşerilerimiz de haksız değildir. Zira Wızıgekoç (Salgın) o kadar tehlikeli ki, bütün dünyada çok iyi korunan başkanlar, başbakanlar, bakanlar vb… salgına yakalanmaktan kurtulamadıklarından,  kabine toplantıları ve önemli uluslararası toplantılar bile yapılamamakta, toplantılar, çeşitli görüntülü kanallar ile (Skype vs…) gerçekleştirilmektedir. Bu kanalların oluşturulması halinde en azından iletişimimiz kaybolmaz diye düşünüyorum.

En kısa sürede eski günlere dönmemiz umudu ile sağlıklı günler diliyorum.

 208 total views,  5 views today

Yorum Yap