ÇERKEZKÖY: BALKAN ÇERKES SÜRGÜNÜ’NÜN DÜĞÜM NOKTASI

HABRACU MURAT ÖZDEN

İsminde Çerkes olan ancak cisminde Çerkes kalmayan beldeler ve mekanlar vardır. Bir çoğumuz bu tür isimleri ya duymamışızdır;   ya da duymuşsak bile neden içerisinde Çerkes kelimesinin geçtiğini merak etmemişizdir.

Halkımıza soykırım uygulamış Rusya’ya karşı bir siyasi mücadele argümanı olması ve tarih hafızamızda yer etmesi için bu mekanların neden Çerkes ismini taşıdığını ortaya koymamız ve hepsini birer savunma mevziî haline getirmemiz gerekmektedir.

Örneğin Trabzon ilinde hiç Çerkes yaşamamasına rağmen orada bir “Çerkes Mezarlığı” diye bir bölge mevcuttur. Tekirdağ’ın Hayrabolu ilçesine bağlı Çerkez Müsellim köyünde hiç Çerkes yaşamamaktadır. Ama buralardan bir zamanlar Çerkesler geçmiş.

Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy ilçesinde de bugün -sonradan yerleşenler hariç- hiç Çerkes yaşamıyor. Bunu gençlik yıllarımda hep merak ederdim. Yaklaşık kırk yıl önce, rahmetli Recep amcam ailemizin hikayesinin Çerkezköy’den geçtiğini anlatmıştı. Büyük dedemiz Habraçü L’epşha’i Karadeniz kıyısındaki Varna ve Köstence Limanlarına çıkarılan ikiyüzellibin Çerkesten biriydi.

İçine düştükleri Hristiyan topluluğu olan Romenler ve Bulgarlar Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık mücadelesi veriyorlardı. Çerkeslerin Balkan Macerası da tam bir dramdır. Çünkü Ruslar Karadeniz’in batısına tam anlamıyla hakim olabilmek için Romanya ve Bulgaristan‘da yaşayan tüm Müslümanların Balkanlardan sökülüp kazınmasını siyasi hedef olarak koymuştu. Çerkesleri ise oradan rahatlıkla tekrar Kafkasya’ya dönebilecekleri gerekçesiyle özel takibe almıştı. Rus ajanlarının kışkırttığı ve desteklediği Bulgar Partizanlar özellikle Çerkes Köylerine baskınlar düzenliyor kan, gözyaşı akıyordu. Çerkesler de oluşturdukları özel birliklerle Bulgarlara çok sert karşılık veriyorlardı. Yaratılan bu provokasyon ortamı Çerkesleri Balkanlar’da istenmeyen toplum haline getirdi.

Ruslar ve Bulgarlar işi öyle ileriye vardırmışlardı ki, değil Müslümanlar, Yahudi ve Ermenilere de saldırıyorlardı.

Çünkü istikrarın sürmesi anlamında Osmanlı’yı savunan Ermeniler ve Yahudileri de düşman olarak görüyorlardı.

Büyük dedem Habraçü L’epşha’i de 15 yıl, Anavatanda olduğu gibi, Balkanlar’da da Bulgar ve Ruslar’a karşı savaşmış. 93 Harbinden sonra İmzalanan Ayestefenos ve Berlin Anlaşmaları’na özel madde koyduran Ruslar, Balkanlar’da asıl başı ezilmesi gerekenin Çerkesler olduğunu biliyordu. Onun için hem Ayestefenos, hem de Berlin Anlaşmalarına Çerkeslerin Balkanlar’dan çıkarılması şartını Osmanlı’ya özel olarak dikte ediyor ve bir madde olarak anlaşmalara koyduruyordu.

13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Anlaşmasıyla, onları getiren Osmanlı Devleti Çerkesleri Balkanlar’da artık tutmayacağının sözünü veriyordu.

Büyük dedem Habraçü L’epşha’i de Çerkezköy toplama kampına gelerek akrabalarının nerede olduğunu yetkililere sorarak öğreniyor. Daha önce gelen Habraçülerin Gönen’e gittiklerini öğreniyor ve Gönen’e gelerek yerleşiyor.

Bu arada Çerkezköy’de ilgili iyi gelişme, geçtiğimiz yıllarda orada bir Çerkes Hatıra Ormanının oluşturulmuş olmasıdır.

Ancak tarihi hafıza oluşturma anlamında bu yeterli değildir. Çerkezköy’de Çerkes Soykırımının kanıtı olarak mutlaka bir Çerkes sürgün ve soykırım anıtının hayata geçirilmesini sağlamak gerekmektedir.

Ayrıca Çerkes STK’ları, siyasi oluşumu ve Çerkes aktivistler, Berlin anlaşmasının imzalandığı tarihi baz alarak 13 Temmuz tarihini “Balkan Çerkes Sürgünü Yıldönümü” olarak hafızalara kazıyacak uzun erimli bir çalışma başlatmalıdırlar.

 480 total views,  3 views today

Yorum Yap