Vİ-RUS

      EROL KARAYEL

Coronavirüsün ortaya çıkmasıyla askeri harekatlar gündemden düştü ve ekranlardan inmeyen emekli subay ve diplomatların yerini doktorlar, sağlıkçılar doldurdu. Bütün kanallarda (her konuya maydonoz İsmail Saymaz ve Ersan Şen’i saymazsak) konunun uzmanı doktorlar sıralanmış, halkı aydınlatıyor.

Kalp, şeker, tansiyon… gibi kronik rahatsızlıkları olanları uyararak “coronavirüse yakalanmayın, yakalarsa pert eder” diyerek yaşlı yüreklere korku salıyorlar.

Verdikleri “coronovirüsün pert edecekleri” eşgaline neredeyse tamı tamına uyanlardanım; kalp, şeker, tansiyon… ne ararsan var.

Dolayısıyla, coronavirüs tarafından” sobelenmemek” için ben de herkes gibi şu sıra eve kapananlardanım.

***

Ama evde sıkılanlardan değilim.

Kendimi meşgul edebiliyorum.

İlgileneceğim pek çok şey var: okumak, yazmak, çizmek, dijital alem, v.s.

Fakat hepimizi eve mahkum eden sebep benim de asıl gündemimi oluşturuyor: coronavirüs.

Böyle olunca, pek çok kişi gibi bu taçlı belayı ben de takibe aldım.

Yağmur gibi gelen enformasyonu kendimce süzmeye, işin mahiyetini anlamaya çalışıyorum. Okudukça farklı şeyler öğreniyorum. Ve bu arada her yeni bilgi farklı çağrışımları da beraberinde getiriyor.

Özetlersem…

***

Virüsler bakteri gibi bir mikroorganizma, bir hücresel yapı değilmiş. Cansız, mekanik diyebileceğimiz bir yapısı varmış… Kendi başına var olamayan, kendi başına çoğalamayan bir yapıymış. Bir protein polimeri diyebileceğimiz bu yapı, musallat olduğu canlı bir organizmanın hücresini kullanarak ancak kendisini yaşatabiliyor ve çoğaltabiliyormuş.

Dünyamızdaki virüslerin çeşidi ve sayısı bilinemeyecek düzeyde olup, devam eden ekosistemin bir parçasıymış. Her canlı türünün kendi içinde barındırdığı aktif virüsler varmış. Bir kısmı pozitif işlev görürken, bir kısmı da ölümcülmüş…

Bugünlerde dünyayı meşgul eden koronavirüs işte bu ölümcüllerdenmiş.

Yani tacıyla, tahtıyla yaşamı değil; ölümü simgeleyen bir virüs corona.

Kendisini yaşatmak için musallat olduğu hücreler ile o hücrenin mensup olduğu bünyeyi öldürüyor ama tutunacak yeni bir canlı hücre bulamazsa bu arada kendisi de ölüyor.

Kısaca sadece öldürmek için var olan ve öldürerek yaşayan bir virüs corona.

***

Tüm bunları öğrenince bir RUS’la, bir coronavi-RUS’ün ne kadar birbirine benzediğini düşündüm:

İkisi de pandemik ve öldürücü…

Coronavirüs 50 günde yayılarak hükmünü icra ederken; Rus virüsü 500 yıl boyunca yayılarak insanların yaşam alanlarını (yeryüzünün % 11’ini) ele geçirerek vantuzlamış ve hala doymayarak yeni yerler ele geçirmenin hesaplarını yapıyor.

İşte Kırım, işte Donetsk…

Suriye’de, Libya’da boşuna dolanmıyor, oraları da enfekte etmiş vaziyette.

Yaşamın anlamından nasipsiz öz bünyesini canlı tutmak için zayıf gördüğü her bünyeye saldırıyor.

Aynen coronavirüs gibi Rus virüsü de yaşamak için tacını vantuzlayacağı yeni hücreler arıyor.

***

Tüm virüsler gibi Rus virüsü de belli dönemlerde mutasyon geçiriyor. Bu şekilde pençesine aldığı toplumları çaresiz bırakarak yaşamlarını soğuruyor, kendi bünyesini güçlendiriyor.

Son 20 yılda Putin’in yönetiminde iş tutan bu Rus virüsü ara ara yaptığı hamlelerle “Federasyon Anayasasını” da mutasyona uğratmış ve sonunda “Rus Ulusal Anayasası” haline çevirmiş durumda.

Rus virüsüyle enfekte olarak yaşamını onun inisiyatifine teslim etmiş halklar ise artık bitkisel yaşamda nefes alıp veriyor.

Bu nefes alış verişi görerek yaşadığını zanneden bazı “virüsle bilinçli bir bağışıklık kurmuş” saflar her ne kadar virüsün sözcülüğüne soyunarak bizlere umut pompalamaya devam etseler de, yakında hastalarının fişinin çekildiğini görüp uyanacaklarını düşünemeyecek kadar virüsün uyuşturucu etkisi altındalar.

***

Uzatırsak yazı bu minval üzere sünüp gidecek, burada duralım.

Yaptığımız bir durum tespiti.

Ama her şeye rağmen durumun vahametine bakıp enseyi karartmıyoruz.

Çıkmadık canda hala umut olduğunu biliyoruz.

Yapılacak iş, ehil, na-ehil ayırmadan bir araya gelmek, yetenek ve birikimlerimizi birleştirip kafa kafaya vermek ve bu Rus virüsünden kurtulmanın yolunu arayıp bulmaktır.

Bizde iyi beyinler yok değil.

Tek yapılması gereken bir araya gelip sinerji oluşturabilmek.

Böylece bu sürece bizim de katkımız olmalı.

Yoksa, er veya geç bu Rus virüsünün ilacı da, aşısı da bulunacak ve hayatımızdan def edecek reçetesi yazılacaktır.

Yeter ki sosyal mesafeye dikkat etmeyip dışarıdan eve virüs getirenlere karşı dikkatli olalım ve onlarla teması tümüyle keselim.

Sadece biz değil, tüm dünya artık bu virüsten kurtulmanın yolunu arıyor.

________________

NOT: Bu notu yazının yayımından 4 gün sonra ekliyorum.  Sosyal medyada gördüm ki, yazı içerisinde geçen “Rus” lafzını etnik manada algılayanlar olmuş ve eleştirmişler. Bizim kastımız elbetteki Rus devleti ve siyasetidir. Yani Rusların devlet olarak ortaya koyduğu uygulamalardır. Nitekim yazıda da sadece Rus devletinin yayılmacı reflekslerine ve yok edici politikalarına dikkat çekiyoruz, herhangi bir ırkçı ifademiz yoktur.  Manaya nüfuz edemeyip lügat manası üzerinden düşünen düz mantıklı dostlar için bu notun ferahlatıcı olacağını umarım.

 812 total views,  1 views today

3 Comments

  1. Ender Aslanoğlu dedi ki:

    Bu mukemmel bir tespit, tamda Çerkeslerde görmek istediğim şey bu işte. Stockholm Sendromlu biad etmiş celladına aşık olmuşlardan nefret ediyorum. Kur’an’da bile Ayette Araştıranların Alimlerin gerçeği herzaman bulacağına işaret eder.
    انما يخشالله من عبادهي العلمأء

  2. Bahri ARSLAN dedi ki:

    Çok güzel bir yazı.Erol Abimize teşekkür ederim.
    Hedefi belli olmayan gemiye hiç bir kaptan klavuzluk edemez demiş ler
    Neler yapılabilir bununla ilgili alınan ortak karar doğrultusunda bir eylem planı yapıp uygulamaya geçmek gerekir diye düşünüyorum

    • Mazhar dedi ki:

      Yazı güzelde, yazının başında canını dişine takmış turkiyede olup biten ne varsa üstüne giden cesur bir gazeteciyi maydanoz yakıştırması yaparak giriş yapmanızı kınıyorum, bir günde şu zor yaşam koşullarında kızılayı iktidarın tüm çalışmak mecburiyeti olan insanlara açıkladığı paket,i hangi kanalı açsak luzumsuz açıklamalar yapan birçok din adamı,virüse yakalanan şehitlige yakındır gibi bir çok saçmalıklar varken yazınızın başlarında ne alaka ismail saymaz’ı maydonoz lukla vs giriş yaptınız anlamadım

Yorum Yap