KAFKASLARDAN YÜKSELEN SİNEMA: ELBRUZ DAĞLARI’NDA OLSAM

RIZA OYLUM

Aleksandr Sokurov, hem filmleriyle hem de kendi kökenlerini unutmayarak sinema namına umut vaat etmeyen Kafkas coğrafyasında yaptığı eğitim hamlesiyle izleri silinmeyecek, unutulmaz bir sinema anlayışı ortaya koydu.

Onun açtığı yolda kimi zaman yerel aidiyetler hissetmeyen Rus sineması içinde kendini var edecek Kandemir Balagov gibi yönetmenler kimi zaman da Vladimir Bitokov, Kira Kovalenko ve Gadzhimurad Efendiev gibi doğduğu, yaşadığı coğrafyanın kültürel kodlarından beslenen, özgün bir sinema anlayışıyla ait oldukları toplumların kilometre taşı yapıtlarına imza atacak gençler de yolunu bulacaktır.

Yılın son ayında vizyona giren Kantemir Balagov’un Beanpole-Sırık filmi, Rusya’nın bu yılki Oscar adayı. Balagov, 1991 doğumlu Çerkes kökenli genç bir yönetmen. Sokurov’un yetiştirdiği öğrencilerden biri. Rusya son Oscar ödülünü O henüz 3 yaşındayken kazanmıştı. Güçlü rakipleri arasında bu yıl Oscar’ın Rus coğrafyasına uğraması zor görünse de Kandemir Balagov ve diğer Sokurov öğrencilerinin kültürlerini, sinema anlayışlarına ne kadar yansıttıkları zengin bir yerellik tartışmasına vesile.

SÜRGÜNÜN ÇOCUKLARI ÇERKESLER

Kadim bir Kafkas toplumu olan Çerkesler, 1864’teki büyük kitlesel sürgünlerinde Kafkaslardan zorunlu olarak Osmanlı coğrafyasına göç ettirilmişlerdi. Son derece trajik bir hikayesi olan bu zorunlu hareket sonucunda; bugün Balkanlardan Ortadoğu ülkelerinin tamamına yakınında anayurtlarından uzakta büyümüş Çerkesler yaşamlarını sürdürüyorlar. Rusya Federasyonu’na bağlı federal Çerkes devletleri de Kafkaslar’da kalan Çerkeslerin yaşam alanlarını oluşturuyor. Son yıllarda ailesi sürgün edilmiş Çerkeslerin anayurda dönüş hikayelerinin arttığını da söylememiz mümkün. Bu sancılı süreçte Çerkeslerin yurtsuzluğu yurt edinmelerinin öykülerini merak edenler için Elbruz Aksoy’un Benim Adım 1864 isimli kitabı, sinematografik bir anlatımla sürgünün hikayeleri birinci elden bir araya toplamış bir çalışma.

ALEKSANDR SOKUROV ULUSAL SİNEMAYI BAŞLATIYOR

Çerkeslerin kendi dillerinde, yaşamlarından hareketle ortaya çıkardıkları görsel çalışmalar kültürlerinin sürekliliği açısından oldukça önemli. Bu önemin farkında olan Çerkes kökenli yönetmen Sokurov, 2010 sonrasında tarihi bir hamle yaparak Rusya’ya bağlı Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki üniversitede bir yönetmenlik kursu açtı. 2015’teki öğrencilerini mezun ederken yaptığı konuşmada yeni bir ulusal sinemayı müjdeliyordu:

“Kursumuz mezuniyet yılına girdi. Öğrencilerim çok zorlu bir çalışma dönemini geride bıraktı. Bu günü iyi hatırlayın. Bugün ulusal sinemanın doğuşuna şahitlik ettik. Kabardey-Balkar için bu bir ilk, bir dönüm noktası.”

Sokurov, bu kursta 9 genç yönetmen adayını mezun etti. Bunlar; Kantemir Balagov, Vladimir Bitokov, Anzor Dokhov, Gadzhimurad Efendiev, Maryama Kalmykova, Mariana Kazancheva, Kira Kovalenko, Tina Mastafova ve Malika Musaeva’ydı.

KANDUR’UN ÇERKES FİLMİ

Kuşkusuz Çerkeslerin sinemadaki varlığı yeni değil. Daha önce özelikle yerel TV kanallarında Çerkes dillerinde belgesel ve TV filmleri çekilmişti. Sovyet döneminde bölgenin kültürünü anlatan yapımlar vardı. Sovyet sonrasında da Neğeptle Askerbıy, Çerkes kültüründen, tarihinden beslenerek film çeken yönetmenlerden biri. En meşhur Çerkes yönetmen ise Muhittin Kandur. Kandur’un 2010’da çektiği Çerkes filminde Bedevilerle Çerkeslerin Ortadoğu’daki dostlukları ve düşmanlıklarını anlatıyordu. Filmde; su kaynaklarına yakın olma mücadelesiyle, aşkın sınır tanımazlığını birlikte anlatmıştı.

ÇERKESLERIN RUS SİNEMASINA ARMAĞANI BALAGOV

Yeni dönemin genç yönetmenlerinin kendi kuşağının bakış açısını sinemaya yansıtması, bu sinemanın devamlılığı ve ulusal boyutta karakteristik bir özelik göstermesi açısından oldukça önemli. Sokurov’un yetiştirdiği gençlerin yerel özellikleri ne kadar yansıtacakları ve özellikle bölgede konuşulan dilleri filmlerinde kullanıp kullanmayacakları merak konusuydu. Ne var ki en meşhurları olan Kandemir Balagov yaptığı açıklamalarda kültürel bir Çerkes-Kabardey aidiyeti hissetmediğini belirtmişti: ”Çerkes (Kabardey) dilini bilmiyorum bile”

İlk filmi Yakınlık-Tesnota ile 2017 Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” bölümünde En İyi Film Ödülü’nü alan yönetmen, sonraki yıl aynı bölümde jüri üyesi oldu. Bu yıl da aynı bölümde son filmi Beanpole-Sırık’la En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldı.

akınlık’ta, Balkarya’da Sovyetlerin yıkılmasından sonraki kanunsuzluk döneminde Yahudi bir kızın yerel çeteler tarafından kaçırılması ve fidye sürecini anlatan yönetmen, son filminde ise Leningrad’ta savaşın hemen bitiminde var olan yoksulluk içinde, iki genç kadının yaşamını oldukça umutsuz bir tablo içinde resmetmişti. Karanlık ve kaotik Rusya imajını seven genç yönetmen bu imajın batılı festivaller tarafından da sevildiğini genç yaşında keşfetmişe benziyor. Balagov, Çerkes bir ailenin Rus yönetmeni olarak bölgenin Rus sinemasına armağanı.

2019’un en iyi Rus filmlerinden biri olan A Russian Youth filminin yönetmeni Alexander Zolotukhin de Sokurov’un kursuyla sinemaya başlayan yönetmenlerden biri. Rusya’nın farklı yerlerinde yaşayan ailesinin vesilesiyle Kafkaslar’da da bir müddet bulunan genç yönetmen, Sokurov’un sınıfına dahil olup özgün bir ilk film ortaya koydu. Zolotukhin bu filmde 1. Dünya Savaşı’nda gözlerini kaybeden bir askerin güçlenen duyma yetisiyle düşman uçaklarını erkenden haber vermesinin hikayesi anlatılıyor. Film uluslarararası festivallerde çok sayıda ödül aldı. Sokurov, bu eğitim hamlesiyle Rus sinemasına ihtiyacı olan taze kanı vermişe benziyor.

KAFKAS KÜLTÜRÜNÜ FİLMLERİNDE YAŞATANLAR

Sokurov’dan eğitim alıp kursun bölgesel, yeni bir sinema doğurma beklentilerini karşılayan yönetmenler de var. Vladimir Bitokov da bunlardan biri. Mezuniyet için çektiği kısa filmden sonra ilk uzun metraj filmi Deep Rivers-Derin Nehirler’i 2018’de çekti. Sokurov öğrencisinin uzun metraj filminde de yardımlarını esirgememiş. Çerkezcenin Kabardey diyalektiğinde çekilen film, oduncu bir ailenin doğanın zor koşullarında hem aile bağlarını yeniden inşa etme hem de doğayla baş etme mücadelelerini anlatıyor. Oldukça estetik bir film olan Derin Nehirler, bölgenin yerel özelliklerini, kültürel kodlarını ve belki de en önemlisi dilini kullandığı için oldukça önemli bir çalışma.

    DERİN NEHİRLERDEN BİR SAHNE

Sokurov’un kadın öğrencilerinden Kira Kovalenko da uzun metraj film çekmeyi başardı. O da Bitokov gibi yerel bir hikayeye odaklanmış. 2016 yapımı Sofichka isimli filmi en tanınan Abhaz yazar Fazıl İskender’in romanından uyarlamış. 1930’ların Gürcistan’ında bir Abhaz köyünde başlayan hikaye, aşkı, ölümü, yalnızlığı ve kırsalın olanca kuşatıcılığını resmediyor. Abhazca çekilen film, Sokurov’un canlandırmaya çalıştığı Kafkas sinemasının özelliklerini taşıyor. Üstelik kadın yönetmenin bir kadın hikayesi çekerek bölgenin anlatılmayan hikayelerine odaklanması ve erkek egemen sinemanın içinde kadınların yaşamlarına odaklanması mutluluk verici. Sofichka filmi; renk kullanımı, detaycılığı ve sanat yönetimiyle adından söz ettirecek bir çalışma. Az sayıdaki Abhaz dilinde çekilen uzun metraj filmden biri.

Başka bir Sokurov öğrencisi Dağıstanlı Gadzhimurad Efendiev de kültürünü sinemasına nakşetmeyi bilen genç bir sinemacı. 2017’te çektiği bol ödüllü kısa filmi The Hamsa’da bölgenin Müslüman kültürünü estetik bir görsel dille yansıtmış.

BİREYSEL ÇABALARLA KAFKAS SİNEMASI

Kafkasya’da Sokurov’un yetiştirdiği gençlerin dışında sinema dinamikleri de bireysel çabalarla da olsa canlanmaya başladı. Genç Abhaz yönetmen Naur Garmeliya St. Petersburg Devlet Film ve Televizyon Enstitüsü’nde eğitim görürken mezuniyet projesini uzun metraj bir filme dönüştürmüş. Lenfilm’de yönetmen asistanı olan genç sinemacı Lenfilm’in desteğiyle uzun bir kurgu sürecinden sonra Köprü isimli filmini 2016’da festivallere göndermeye başlamış. Abhazya’nın kırsal bölgelerinden olan Tkuarçal’da amatör oyuncularla çekilen filmde savaşın harabeye çevirdiği bir atmosferde köyünden kalkıp kasabanın pazarına peynir satmaya gelen bir çocuğun yaşamına odaklanmış. Film uluslararası dolaşıma girmediğinden görme şansımız olmadı.

Aleksandr Sokurov

YEREL OLAN EVRENSEL OLUR

Günümüz Rus sinemasının en orijinal isimlerinden biri olan Aleksandr Sokurov, hem filmleriyle hem de kendi kökenlerini unutmayarak sinema namına umut vaat etmeyen Kafkas coğrafyasında yaptığı eğitim hamlesiyle izleri silinmeyecek, unutulmaz bir sinema anlayışı ortaya koydu. Onun açtığı yolda kimi zaman yerel aidiyetler hissetmeyen Rus sineması içinde kendini var edecek Kandemir Balagov gibi yönetmenler kimi zaman da Vladimir Bitokov, Kira Kovalenko ve Gadzhimurad Efendiev gibi doğduğu, yaşadığı coğrafyanın kültürel kodlarından beslenen, özgün bir sinema anlayışıyla ait oldukları toplumların kilometre taşı yapıtlarına imza atacak gençler de yolunu bulacaktır. Bu filmler gösteriyor ki genç Kafkas yönetmenler; Elbruz Dağları’ndan esen sert rüzgarların kulaklarına fısıldadıkları bin yıllık mitolojileri de gündelik hayatın olanca sert gerçekliğini de filmlerine yedirmeyi öğrenecekler.


Rıza Oylum kimdir?1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

——————-

Kaynak: www.gazeteduvar.com.tr/

 192 total views,  1 views today

Yorum Yap