RUSYA İLE BAŞA ÇIKMANIN EN İYİ YOLU: İÇTEN PATLAYANA KADAR BEKLEMEK

Rus kökleri olan bir Amerikalı profesör Peter Eltsov, dünyanın Rusya’nın çöküşüne hazır olması gerektiğini söyledi.  Eltsov “Ayrılıkçılık saatli bombası”nın 10, 20,  maksimum 30 yıl içinde patlayacağından emin.

*******

PETER ELTSOV

PETER ELTSOV

National Defense University

Rus tehdidi, geçtiğimiz on yıl boyunca ABD dış politika uzmanları ve hükümet yetkililerinin kafasında ön plana çıktı; ancak bu korku 2016 Başkanlık seçimine Rus hükümetinin müdahalesinin sonucu özellikle arttı. Nitekim, Capitol Hill’deki son duruşmalarda görüşülen seçimlerdeki Rus müdahalesine değinen eski özel savcı Robert Mueller, “Tek girişim bu değil. Biz burada otururken yapılıyor bunlar. (…) Bir sonraki kampanyada tekrar yapmak isteyecekler. (…) Birkaç yıl önce düşünemediğimiz şeyler yapılıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Peki, ya Rusya’ya en büyük tehdit, aslında ABD veya başka bir yabancı hükümet değil de Rusya’nın kendisi ise?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, son on yılda eski Sovyet bölgelerini bağlamaya, dış ülkelerin alt yapısına yönelik siber saldırıları koordine etmeye ve ülkedeki demokratik hakların seviyesini düşürmeye yönelik adımlar attıktan sonra Rusya gözümüze çok güçlü görünebilir. Ancak, gerçek şu ki bugünkü Rusya 1613-1917 yılları arasında hüküm süren Romanov İmparatorluğu veya Sovyetler Birliği’nden çok daha zayıf durumda.

Rusya’nın en büyük problemi içeride: Bu engin Avrasya ülkesi, tüm nüfusu içine alacak bir ulusal kimlik oluşturabilmiş değil. Milyonlarca Rus vatandaşının devlete sadakati şüpheli ve Moskova yerel seçimler üzerindeki sıkı kontrolünü gevşetir gevşetmez, -öyle görünüyor ki bu Putin’in artık başkan olmadığı zaman mümkün olacak- bu gruplar bağımsızlık talep edecek. Avrasya’da çok fazla zaman geçiren bir antropolog, tarihçi ve siyaset bilimcisi olarak -büyük olasılıkla Putin’de de bu korkuyu uyandıran- ayrılıkçılık saatli bombasının en fazla 30 yıl içinde patlayacağına inanıyorum.

Neden?

Üç ciddi sebep var.

Birincisi ve en önemlisi, Rusya’daki ayrılıkçı dürtüler güçlüdür. İşte yakın iki örnek: Orta Rusya’da iki etnik özerk cumhuriyet Tataristan ve Başkordistan. Bu bölgedeki diğer Türkçe konuşan ve Fin-Uygur milletlerle birleşme çağrısında bulunan güçlü milliyetçi örgütler Azatlık (Tatar Gençlik Birliği) ve Başkır Kuk Bure (Göksel Kurt) buna örnek. Her ikisi de halâ 1552’de gerçekleşen  Kazan’ı ele geçirme olayını anmakta ve bu da her iki cumhuriyette de beş asırlık bir kayıp hissine yol açmaktadır. Binlerce insanın öldüğü 1990’ların ve 2000’lerin başlarındaki Rus-Çeçen savaşlarında gördüğümüz gibi, Putin’in otoritesinde oluşan ülkedeki sert birliğin nihayetinde böyle ayrılıkçı gündemlere yol açması muhtemeldir. Sadece bir kimse  ülkenin bir sonraki yöneticisinin kim olacağını tahmin edebilir, o da büyük olasılıkla başkanlık görevinin sonunda halefini bizzat seçecek olan Putin… Halefinin, Putin’in çeşitli gruplar ve bölgeler üzerinde uyguladığı sıkı kontrolü sürdürüp sürdüremeyeceği henüz belli değil. Rusya’daki diğer güçlü kurumların yanı sıra, kontroller ve dengeler sisteminin olmaması durumunda, ülkenin bir bütün olarak devam etmesini sağlamak için muhtemelen kontrolün böyle sağlanması gerekmektedir. Kremlin yönetiminin başkan yardımcısı Vyacheslav Volodin belki de o ünlü sözünün gerçekleştiğini görecektir: “Putin olduğu sürece Rusya var; Putin yoksa, Rusya da yok.”

İkincisi, bugünkü Rus birleştirici ideolojisi, seleflerinin daha önce sahip olduğu güce sahip değil. Putin’in uzun süredir asistanı olan Vladislav Surkov, Rusya’nın yeni bir tarihsel aşamaya girdiğini iddia ediyor:  “Putin’in borç devleti”nin, küresel ideoloji Marksizm ile aynı çekiciliğe sahip olduğunu söylüyor.

Aslında Putinizm, Avrasyacılığın dengesiz bir karışımı ve Rus aşırı muhafazakâr filozof Alexander Dugin’in dördüncü siyaset teorisi olarak adlandırdığı şeydir. Avrasyacılık, 1920’lerde Rus anti-komünist göçmenler arasında ortaya çıkan bir düşünce okulu. Rusya’nın, kendi şartlarından doğan ve ne Doğu ne de Batı’nın bir parçası olmayan bir medeniyet olarak olağanüstü ve Mesih rolünü üstlendiğini ilan ediyor.

Dördüncü siyaset teorisi, liberalizme karşı yeni haçlı seferinde faşizm ve komünizmin “en iyisi taraflarını” almak üzerine tasarlandı. Dugin, ateizmi, komünizmden, ırkçılıktan, faşizmden uzaklaştırmayı teklif ediyor; fakat genel olarak bu ideolojilerin birleşik misyonlarını gerçekleştirmeye devam ediyor. Böyle bir ideolojinin ne kadar korkutucu gözüktüğü önemli değildir; ne Çarlık, ne de Marksizm-Leninizm ile yani daha önce Rusya’da hüküm süren iki ideolojiyle eşdeğer olamaz. Çarın kutsallığı, Rus halkına yüzyıllarca gerçek bir birlik sağlamıştır. Marksist-Leninist eşitlik fikri ve servet dağılımı, sömürgecilik sonrası birçok ülkede gerçek bir popülerlik kazanmıştır. Modern dönemimizde popülist ajandalara dayanan bölgesel milliyetçilik, liberalizm, yeni Rus otoriterliği veya Putinizm’den çok daha ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Ve sonuncusu: Rusya’daki mevcut entelektüel ve ekonomik durum, Çarlık İmparatorluğu veya Sovyetler Birliği’nde var olan durumla kıyaslandığında düşüş trendinde. Çarlık rejimi altında Avrupalılar Rusya’ya geldiler ve tıbbi uygulama merkezleri açtılar, üniversitelerde ders verdiler, araştırma yaptılar ve kendi işletmelerini açtılar. Bütün tasfiyelere ve vahşiliğine rağmen Sovyet hükümeti, mevcut sisteme karşı çıkmazlarsa, önde gelen bilim insanları için nispeten konforlu yaşam koşulları oluşturdu. Bugün ise Rusya’da yüksek öğrenim ve bilim çok büyük bir felakete girdi. Ülke ekonomisi, doğal kaynakların kullanımına dayanmakta ve şimdiye kadar hiçbir modernleşme işareti yok. En belirgin işaret, Rus seçkinlerin çocuklarının Batı’da eğitim görmeyi ve yaşamayı tercih etmeleridir.

Dünya Rusya’nın çöküşüne hazır olmalı. Amerika Birleşik Devletleri ve en yakın müttefiklerinin takip etmesi gereken en iyi politika, stratejik sabır ve ciddiyetin bir araya getirilmesi ve stratejik sabrı vurgulamaktır. Putin ile pragmatik bir şekilde çalışmak, barışmak demek değildir; Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarını korumayı amaçlayan faydacı bir politika izlemektir. Her şeyden önce, cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere ABD’li üst düzey yetkililer Putin ve çevresiyle düzenli olarak görüşmelidir. Birbirleriyle konuşmalarının yanlış bir tarafı yok. İkincisi, hizmet için bir hizmet (quid Pro quo) politikası izlemeliler. Rusya Amerika Birleşik Devletleri’nden alacağı bazı hizmetler karşılığında bazı eylemlerinden kaçınabilir veya onları değiştirebilir -Taliban ile diyaloğu veya Venezüella’daki Nicholas Maduro’ya verdiği destek gibi-.

Ve ABD’nin şu anki yaptırım stratejisini yeniden düşünmesinin zararı olmayacaktır. Washington bazı yaptırımlardan vazgeçip, diğerlerini sıkılaştırabilir. Soğuk Savaş yaptırımlar nedeniyle değil, en yüksek liderlik kademelerinin bazı temsilcileri de dahil olmak üzere, bir kısım Sovyet halkının ideolojisine olan inancını yitirmesi ve gelecekleri için gözlerini Batı’ya çevirmesiyle kazanıldı.

Rusya içinden yavaşça patlamaya devam ettiği için bugün de aynı şey olabilir ve bu herhangi bir dış müdahale gerekmeyebilir.

______________________________

  • Peter Eltsov, ABD Ulusal Savunma Üniversitesi (National Defense University), Uluslararası Güvenlik Bölümü’nde profesördür.
  • Alıntı: https://inosmi.ru/politic/20190806/245589991.html?utm_source=smi2

160 total views, 2 views today

Yorum Yap