MERZEY ASLANBEK: “XABZENİN YAŞATILMASI, TOPLUMUN ÖZGÜR OLMASI İLE MÜMKÜN”

Nalçik’te yaşayan akademisyen dostumuz Merzey Aslanbek geçtiğimiz günlerde Türkiye’de idi. Aslanbek, ilgili çevrelerin dikkatlerini üzerine toplayan Çerkeslerin savaş kültürü üzerine yazdığı kitabının yanı sıra kaleme aldığı makale ve tebliğleri ile yeni kuşağın göz dolduran isimlerinden biri. Aslanbek’in, ele aldığı konularda, bir durumun veya ürünün görünen yüzünün ötesinde onu ortaya çıkartan mantık ve düşünsel süreçleri de çözmeye çalışan bir tarzı var. Özellikle çalıştığı bir alan olmamakla birlikte, kültürüne olan bağlılığı, gözlem ve yorumlama yeteneğinden faydalanmak için kendisine xabzeyle ilgili birkaç soru sorduk.
Adigece konuşan Aslanbek’le anlaşmamızda Şogen Emine yardımcı oldu. Arslanbek’e de, Emine hanıma da bu güzel söyleşi için teşekkür ediyoruz. / KUSHBA EROL

 

*******

 

KUSHBA EROL- Aslanbek sorum şu: Bildiğin gibi bütün hareketlerin merkezinde meselelere nasıl bakıldığına dair, işlenmiş, yapılandırılmış bir fikir oluyor. Biz Kafkasyalılar ise topluma böyle sistematize edilmiş fikir sunamadık. Son zamanlarda daha çok dikkatimi çeker oldu, gördüklerim ve okuduklarımdan anladığım ve hissettiğim kadarıyla xabzenin arka planında böyle bir potansiyel var. Çağdaş verilerle işleyerek, etkin fikir akımlarıyla bağlantılarını kurarak, insana bakış, topluma bakış, hayvana bakış, çevreye bakış v.s. gibi konuları açan, açıklayan özgün bir metin çıkabilir görünüyor.

Mesela ilk duyduğumda beni oldukça etkileyen bir xabzemiz var; eski Abazalar kesecekleri ağacın yanına giderken baltayı arkalarına saklar, ağaca göstermezlermiş. İnsana ilk anda anlamsız gibi geliyor ama bugün bilimsel araştırmaların ortaya çıkardığına göre bitkiler kendilerine yapılacak her iyi ve kötü hareketi hissederlermiş. Bilim bunu bugün keşfetti ama bizim atalarımız yüzyıllar öncesinden beri böyle olduğuna inanmışlar, uygulamışlar. Bunun gibi pek çok örnekler var. Bunlar bizim kültürümüzün bulunduğumuz çevreyi ve zamanı aşan büyük bir değere sahip olduğunu gösteriyor.

Kısaca soracak olursam, insanı inşa etme kabiliyeti olan böyle bir kültürümüz var ve işlenmeye geliştirilmeye çok müsait. Bu kültürün felsefi boyutu, siyasi boyutu v.s. ortaya çıkartılarak, çağdaş fikirlerle arasında köprüler kurulup sistematize edilse, yazılı bir metin, bir kanonik haline getirilse, bütün Kafkasyalıların etrafında toplanabileceği bir cazibe unsuru olabileceğini düşünüyorum. 

Kafkasya’da bu konu üzerinde çalışanlar var mı ve sizin bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

MERZEY ASLANBEK- Xabze bir yönetim sistemi.  Onun  bir sistematiği var. Bu sistematikten dolayı bir boyutu çalışırsa, diğer boyutu da çalışır. Ancak xabzenin çalışması için toplumun özgür olması lazım. Biz Kafkas savaşlarıyla özgürlüğümüzü kaybedince toplumsal yapı çöktü ve ardından xabzeyi kaybettik.

Bir atasözü var, “xabze lafla sürdürülemez” diye. Bu atasözü bize xabzenin fiilen yaşanması gerektiğini söylüyor. Fiilen yaşaması için de toplumun özgür olması lazım.

Yani diyelim ki bir köyde yaşıyorsunuz, bir kişi çıkıp  “ben xabzeyi istemiyorum!”  dediğinde ona ne yapacaksınız? Eğer herhangi bir yaptırımınız olmazsa böyle düşünenlerin sayısı artar ve zamanla bunlar güçlü olabilirler. Bugün toplum özgür olsa bunlarla ilgili yaptırımlar koyar, bunları yok ederdi . Eskiden (Kafkas savaşları dönemi ve öncesinde ) özgür idik, yaptırımlarımız vardı, ceza müessesesi çalışıyordu ve xabzenin tüm sistematiği de çalışıyordu. Şahıslar da  bir yaptırımın olduğunu bilirse, istemese de xabzeye ayak uydurur ve sürdürür zaten. Kurulan sistem de bu şekilde çalışır giderdi.

Din ile xabze arasındaki farklılık şu ki, dinde nerede yaşarsan yaşa seni kontrol eden, korktuğun  bir Allah var ve inanışa göre seni her yerde, her zaman görüyor. Bir dine mensup isen, Allah’tan korktuğun için, onun senin yaptıklarını bildiği, gördüğü için dinin gereklerini yerine getirirsin; xabzede ise insanlardan utandığın için yerine getirirsin. Eğer özgür değilsen,  bizim gibi dağınık, başka toplumların içinde yaşıyorsan sen ailene ne kadar öğretsen de dejenerasyon maksimize olarak devam ediyor; çünkü çocuklar girdikleri ortamda xabzeye aykırı davrandıkları için kınanmıyor ve eleştirilmiyorlar; yaptırım da olmayınca işte o noktada sistematik bozulmaya başlıyor ve xabze yürümüyor. Eskiden (özgür iken) eğer birisi bir xabzeyi ihlal etmişse onu muhakkak hatasına uygun cezalandırıyorlar, görevini veya ünvanını elinden alabiliyorlardı.

Ancak bugün xabzeye isteyen tabi oluyor, istemeyen de olmuyor. Ama tâbi olmayana bir şey yapamıyorsun; ne utandırabiliyorsun, ne cezalandırabiliyorsun.

Xabze Adiğağa’dan (Adigelik’ten), Abhazlıktan (apsuara) doğuyor. Adiğağa’da yiğitlik (adam gibi adam olmak), insanlık,  hatır-gönül gözetmek var. Yiğit (Adam) değilsen Adigeliği sürdüremezsin. Bir kadına, bir çocuğa birisi kötülük yapıyorsa sen yiğit davranıp kötülük yapanı durdurmalı ve onları korumalısın. Seni öldüreceklerini bilsen bile bunu yapmalı ve o yüreğe sahip olmalısın.  Xabze için gerekli beş şeyden biri adam gibi adam olmaktır (yiğit adam olmaktır). Yiğit değilsen xabzeyi sürdüremezsin. Diyelim ki seni hapse attılar ve dediler ki kurtulabilmen için filan kişi hakkında bize bilgi getirmen gerekiyor. Yani, arkadaşınla ilgili bildiğin (olumsuz, söylenmemesi gereken )bilgileri aktarırsan oradan kurtulabileceksin. Burada xabze yapabilir misin? Eğer yiğit değilsen, adam değilsen burada xabze yapamazsın. Ancak adam gibi adamsan içerde yatmak, kurtulamamak pahasına xabzeye uygun davranabilirsin. Çünkü Xabzede laf taşımak yoktur. Onların istediğini yaparsan xabzeyi otomatikman çiğnemiş olursun.

Eskiden Adigelerde pşılar ve vorklar çocuklarını kendileri büyütmezler, atalıklara teslim ederlerdi. Bir Adige beyi de çocuğunu atalık vermiş. Atalık çocuğu çok iyi eğitmiş ve xabze öğretmiş. Ancak çocuğu sürekli kolluk güçleri arıyormuş.  Sebebi de xabzeye tabi yaşayanların Ruslara çıkarttığı zorluk… Yani Ruslar Adigelerin xabzeyi öğrenmesini, yaşatmasını istemiyor. Dolayısıyla xabze ile Rus gelenekleri sürekli çatışıyor. Şimdi bu durumda ne olacak? Büyük olasılık her gün biraz daha xabzeden uzaklaşılacak. Dediğimiz gibi özgür olmadan xabzeyi sürdürebilmek mümkün değil. Xabzeyi sürdürebilmek için kendi toplumunun içinde yaşıyor olmalısın ve xabze sistematiğine uygun yaptırımları uygulayabiliyor olmalısın.

Nalçik’te son zamanlarda ilginç şeyler oluyor. Geleneği hiç bilmeyen yeni nesil dini çok önemsiyor ve din ögesini öne alıyorlar. Fakat din üzerine çalışırken bir süre sonra gelip xabzeye takılıyorlar. Çünkü ikisi birbirine çok yakın.

Bu konu uzun ve kitap olarak yazılması gereken bir konu. Xabze yaşamla doğrudan bağlantılı ve hep değişiyor.

KUSHBA EROL- Xabze tarihten gelen bir birikim. Bunu toplumun ortak yaşamında sürdürebilirsin. Çünkü insan ilişkilerini şekillendiriyor ve toplumsal denetimle yaşıyor. Bu xabzenin bir boyutu… Ama benim sorum, bu mirastan bir fikir örgüsü çıkartılabilir midir? Siyasi yönetime dair aktüel yorumlar çıkartılabilir midir?

Örnekleri var. Mesela  x şahsiyet bir kitap yazmış ve temel iddiası üzerinden hayata dair perspektifler geliştirmiş, yeni değerlendirmeler yapmış: köye bakışımız, kente bakışımız,  eğitime bakışımız, insana bakışımız v.s gibi. Sonra bu düşünceleri kendine yakın bulanlar, etkilenen ve inanan insanlar bu fikir etrafında toplanıp bir hareket oluşturmuşlar.

Bunun gibi biz de xabze penceresinden bakarak, hayatı kendi filtremizden geçirerek   yorumlayamaz mıyız? Buradan bir metin ortaya çıkartamaz mıyız? İnsanların sahiplenip etrafında toplanabileceği, kendini taraf hissettirecek, evrensel önermeleri olan bir metin oluşturamaz mıyız?

MERZEY ASLANBEK- Bğajnoko Barasbiy bunun üzerine çalıştı ve xabzenin prensiplerini konu alan küçük bir kitap yazdı “Çerkes etiğindeki 5 prensip” diye. Ben de zaman zaman o kitaptan faydalanıyorum. O kitap xabzeyi Adiğağa ile bağlantılandırıyor ve xabze Adiğağadan doğdu diyor. Xabzenin bir yaşam biçimi, oturma kalkma, v.s. gibi davranış biçimi olduğunu, bunu da Adiğağanın oluşturduğunu söylüyor. Fakat ilginç olan şu ki, o kitap da, bizler de Adiğağa’nın ne olduğunu tanımlayamıyoruz. Xabze’nin kaynağı belli: Adiğağa; ama Adiğağa’nın kaynağı ne? İşte onu tanımlayamıyoruz. Biz de diyoruz ki, yüce yaratan bütün yarattıklarına bir anlam yükledi, bir görev verdi. Bize de Adiğağayı verdi. Çünkü bu bizim yapımıza, kanımıza işlemiş. Bir şeyler başarmak istiyoruz, bir yere kadar gelip başaramadan yıkılıyoruz. Ama vazgeçmeyip hala aynı şekilde yapmak istiyoruz. Tekrar içimizden olumlu birileri çıkıyor onun etrafında kümeleniyor, büyüyoruz ve sonra tekrar olumsuzluklar artıyor ve düşüyoruz. Ama hep Adiğağa ve khabzeye uygun yaşamak istiyoruz. Belliki genlerimizde var ama başarılı olamıyoruz; üstelik sebebin ne olduğunu da çok iyi bilemiyoruz. Adiğağa’nın nereden geldiğini bilemiyoruz.

KUSHBA EROL- Konu enteresan bir yerde kilitlendi… Buna dair bir açıklaman gerçekten yok mu?

MERZEY ASLANBEK- Bence dediğim gibi Adiğağa bizim kanımızda var. Başka diyecek bir şey bulamıyorum. Allahu teala bizi de böyle yaratmış. Bütün yarattıklarında bir anlam ve bir görev var.   Bize de xabze ve adiğağa ile yüklediği bir görev var; ona sahip çıkamazsak işte o zaman kaybolup gideriz.

KUSHBA EROL- Adiğağa bizi yok olmaktan koruyor diyorsun?

MERZEY ASLANBEK- Aslında dünyadaki son akımlar kadınları kadın gibi olmaktan, erkeği erkek gibi olmaktan uzaklaştırdı. Her iki insan yapısının da tabii hali bozuldu. Dünyada bunun dışında kalan üç bölge var: Balkanlar, Afganistan ve Kafkasya. Bu bölgelerin insanlarında cinsiyetler özelliklerini koruyor. Erkekler hala erkek gibi. Onlar hala savaşçı karakterli. Bu bölgeleri bozamadılar. Yüce yaradan bizi de bu özelliklerimizle korudu.

İslam dini Arap toplumuna geldi. Ama Araplar dinin değerini anlayamadı ve gerektiği gibi yaşamadılar. Öyle bir zaman geldi ki adları Müslümandı ama altları boştu. Cenab-ı Allah dinini ayağa kaldırmak için savaşçı olarak Orta Doğu’ya giden Çerkes gençlerine fırsat verdi ve Çerkes Memlük devletini kurarak hilafeti temsil ettiler. Bu onların bozulmamış genlerinin, xabzelerinin ortaya çıkarttığı bir sonuçtur.

KUSHBA EROL – Din ve habze ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?

MERZEY ASLANBEK- Allahu Teala dünyayı birbirinden çok farklı şeylerden yarattı. Çok çeşitli bitki var, çok çeşitli hayvanlar var, insanlar var.  Birbirinden değişik ve birbirinden güzel şeylerin olmasını belli ki Allah istiyor ve seviyor.  Toplumları da bu şekilde birini diğerinden farklı yarattı. Birinde olmayan öbüründe var. Toplumlar birbirileriyle karşılaşıyor ve birbirlerinde olmayanları paylaşarak daha zenginleşiyorlar. Bir millet bir şeyi iyi yaparken, başka bir millet başka bir şeyi daha iyi yapabiliyor. Allah insanları böyle yaratmış.

Şeytan ise farklılıkları yok edip, hepsini birleştirmek istiyor. Globalizasyon için uğraşıyor. Globalizasyon önce milletleri yok edecek, sonra da dinleri. Ama ben inanıyor ve diliyorum ki Allah Kafkasyalıların yok olmasına fırsat vermeyecek, hem milliyetleri, hem de Müslümanlıklarıyla yaşayacaklar.

*******

ASLANBEK SULTANOVİÇ MİRZOYEV KİMDİR?

1965 yılında Kuzey Osetya’nın başlenti Vladikavkas’da dünyaya geldi. 1990 yılında Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1990’dan 1996’ya KBC Ulusal Müzesi Sergi Bölümü Başkanı, Kıdemli Araştırmacı olarak çalıştı. 1994 yılında, etnoloji ve antropoloji enstitüsünde lisans eğitimine devam etti. 1997’de yüksek lisansını tamamladı. 1996’dan bu yana Kabardey-Balkar Beşeri Bilimler Araştırma Enstitüsü’nde Etnoloji ve Sanat Bölümü’nde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır. “Çerkes Ordusu-Zek’ue / 18. Yüzyılda Çerkeslerin Askeri Yaşamlarının Tarihi” isimli bir kitabı vardır. Abhazya Özgürlük Savaşı’na katılan Mirzoyev “Abhazya Kahramanı” ünvanına sahiptir.

 

410 total views, 3 views today

1 Comment

  1. Jenak Mehmet Rıza dedi ki:

    Çok değerli bir röportaj , yeni bilgilerle donandık .

    Sağ olun , var olun iyi çalışmalar dilerim.

Yorum Yap