NİÇİN MARTİN KOÇESOKO’YU HEDEF SEÇTİLER?

           EROL KARAYEL

Bir süredir Adige ve Abaza dillerindeki söylenişleriyle Adigağe/Apsuara ve Khabze/Akebz konuları oldukça ilgimi çekiyor. Bu konuda hafızamı zorluyor, konuşulanlara kulak kabartıyor, bulduğum metinleri okumaya çalışıyorum. Toplumumuzun cezbedici farklılığının bu öğretilerin getirdiği ahlak anlayışı ve toplumsal düzenden kaynaklandığı fikri kafamda iyice netlik kazanmış durumda. Kafkas halklarının yüzyılların içinden süzüp getirdikleri bu ahlak anlayışı ve düzen, anavatanın barbarlarca işgali ve halkımızın anayurdundan çıkarılarak dağıtılması ile büyük darbe yedi. Teşbihte hata olmasın bugün bu konuda bize kalan, vahşilerce kırılan bal kavanozunun elimizde kalan kapağındakileri yalayarak anlamaya çalışmak gibi bir şey.

Toparlanmak, kötü gidişatı durdurup toplumumuzu bu badireden çıkartmak zorundayız.

Öncelikle yapılması gereken iş, örselenen ve boşalan kolektif bilincin yeniden inşa edilerek ulusal yaşama güdüsünün tahkim ve takviye edilmesi ve toplumda bir var olma iradesinin ortaya çıkartılmasıdır.

Bunun olabilmesi için, bu iradeyi üretip besleyecek kendi kaynaklarından beslenen bir entelektüel gayret gerekiyor. Toplumu etkileyen her türlü gelişmeyi düşünce süzgecinden geçirmek ve milli yapıya uygun hale getirebilmek çok önemli.

Bu yapılmazsa sunulana tabi olunur, önerilen kalıba girilir ve milli dava da kaybedilir. Peygamber efendimizin “Kim kime benzemeye çalışırsa ondandır” hadis-i şerifi bu gerçeği gayet veciz bir şekilde ifade ediyor.

Aynı şekilde ünlü düşünce ve siyaset adamı Aliya İzzetbegoviç  de “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir” sözüyle aynı gerçeğe vurgu yapıyor.

Varlığını devam ettirmek isteyen toplumlar karşılaştıkları yeni fikirleri tanır, tartışır, kendi birikimini katarak tekrar üretir ve kolektif hafızasını da buradan süzdükleriyle besler. Toplum ancak bu şekilde fikirdaş ve yöndeş olur.

Bu gayreti gösteren insanlarımızı tanımamız ve sahip çıkmamız gerekiyor.

Sözü fazla uzatmayacağım, yukarıda bahsettiğim okumaları yaptığım sırada karşılaştığım ve dikkatimi çeken isimlerden birisi de Nalçikte kurulu bir gençlik yapılanması olan Xabze derneği başkanı Martin Koçesoko idi.

Köklerine bağlı ve sağlıklı yaklaşımlarından etkilenmiş, bu ışıltılı ismi kafama kodlamıştım. Gelecekte halkı için bir şeyler yapacağı belli oluyordu. Ama Koçesoko’yu kodlayan sadece ben değilmişim meğer ki; aynı şekilde FSB’de kodlamış. Sonrasında Koçesoko’yu enterne etmek için kurulan kumpası, tutuklanmasını, yargılanmasını ve ev hapsine alınarak mahkemesinin devam edilmesi safahatlarını biliyorsunuz zaten.

Ben yazımın geri kalan kısmında Martin Koçesoko ile yapılan ve Xabze derneğinin sayfalarında yer alan bir röportaja yer vereceğim. Rusların böyle akıllı ve zeki halk çocuklarını niçin rahat bırakmadıklarını sizde anlayacaksınız.

********

 MARTİN KOCHESOKO: “ADİGAĞE ETNİK BİR KAVRAM DEĞİLDİR”

 Çerkes toplumu, “değerlere bağlılığın etnik kökenden daha önemli olduğu” bir ulusal yapı olarak ortaya çıktı. Bu nedenle Adigelik, İslam’ın enternasyonalist yapısıyla çelişmez. Bir dini kabul etmek, hâlâ Çerkes halkının zihniyetini şekillendirme gücü olan Khabze’nin alanı içindedir. Bu nedenle, Çerkes toplumunda fundamentalist İslam’ın kök salması mümkün değildir.  “Khabze” derneği başkanı Martin Koçesoko, Çerkes zihnindeki İslam ve Khabze birlikteliğini sitemize anlattı. 

***

– Bugün Kuzey Kafkasya’nın doğusunda sosyal ve politik ilişkilerin doğasını büyük ölçüde İslam belirliyor. Sizce dinin Çerkes toplumu üzerindeki etkisi nedir?

KOÇESOKO- Mozdok’daki Hristiyan Kabardeyler gibi bazı küçük istisnalar dışında Çerkeslerin büyük çoğunluğu kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak, Çerkesler arasında İslam’ın beş şartı olan şahadet, namaz, oruç, zekat, hac gibi şeriatın temel prensiplerini yerine getiren insan sayısı azdır. Sovyetler zamanıyla karşılaştırırsak elbette bunları uygulayan Müslüman sayısı şimdi daha fazla; ancak genel durumları böyledir.

– Khabze ve İslam öğretilerinin Çerkes bilincinde bir araya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Her iki geleneği de takip edenlerde bir iç çatışma gözlüyor musunuz?

KOÇESOKO- Öncelikle khabze bir gelenek değildir. İnsanı çevreleyen, doğa ile ilişkisinin ilkeleri de dahil olmak üzere her şeyi içeren daha geniş bir konsepttir. “Khabze”nin etimolojisi “evrenin dili” manasını verir. Bu felsefi ve ideolojik bir sistemdir. Yüzyıllar boyunca Çerkeslerin zihniyetini ve davranışını tanımlamış bir ahlak ve hukuk kodudur. Khabze binlerce yıldır halkımızın içinde bir öz olarak gelişti. Çerkesi Çerkes yapan Khabze’dir. Bu nedenle, bir Çerkes, bir dini kabul ettiğinde –ki ister İslam, ister Hristiyanlık veya hangi din olursa olsun – khabze ondaki yerini korur.

Nalçik’te bir çok gencin öldüğü 13 Ekim 2005’teki trajedinin Çerkesler için önemli bir ders olduğunu belirtmeliyim. O yaklaşık 200 kişinin öldüğü anlamsız bir trajedi… Çerkeslerin Çerkeslere muhalefeti, yalnızca dışarıdan birilerinin işine yarar. 2005 yılı olaylarında birileri tarafından yönetilmemenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bağımsızlık için Çerkesleri bir şeylere zorlamak değil; halklarının kültürünü daha derinden anlamak ve köklerini incelemek gerektiği görüldü. Sadece bu özün farkına varsak birlik içinde kalmamız mümkün olacak. Bu anlamda, Nalçik’teki olaylar Çerkeslerin bilincinde bir dönüm noktası teşkil eder. Ulusal kültürün yörüngesinde kalmanın, bir hayatta kalma meselesi olduğuna tecrübe ederek ikna olduk.

– Son zamanlarda Müslüman Çerkesler bahar ekinoks gününde (mevsim değişiminin başladığı gece ve gündüzün eşit olduğu gün ç.n.) Ulusal Yeni Yılı kutlama geleneğini eleştirdiler…

KOÇESOKO- Evet, bazı Müslümanlar, Çerkes Yeni Yılı’nın putperest bir gelenek olduğunu söylüyorlar. Ve muhtemelen bazı ritüellere pagan ritüelleri de denebilir. Çünkü farklı tarihsel dönemlerde ortaya çıkmıştır. Ancak, halkınızın tarihine ve kültürüne anlayışla yaklaşmanız gerekir. Bununla ilgili tek ve en önemli husus şu ki yerel ekinoks günü astronomik bir tarihtir. Çerkesler antik çağlarda da tarımla uğraşıyorlardı. Ve herhangi bir tarım insanı için, yani atalarımız için, doğanın yasalarını ve çevrimlerini, astronominin bazı unsurlarını, v.b. bilmek zorundaydılar. Çünkü bu olmadan ekim yapmak, ürün yetiştirmek mümkün değildi. Bu nedenle, bahar ekinoksunun olduğu gün çiftçiler için büyük öneme sahipti. Baharın başlangıcı bir tarımsal dönemin sona ermesine ve bir başkasının başlangıcına işaret eder. Çerkeslerin, diğer bazı uluslar gibi, bugünlerde Yeni Yıl’ı kutlamaları şaşırtıcı değildir. Bunun böyle algılanması, hiçbir şekilde İslam’la çelişmez. Çerkes Yeni Yılı’nın dini bir temeli yoktur. Bu tamamen astronomik bir tarihtir.

– Yeni Yıl hâlâ özel bir durum. İslam genel olarak kendisini küresel bir din olarak konumlandırıyor ve ulusal ölçülere baskın gelmeyi amaçlıyor.  Sovyet sonrası dönemde bugün birçok genç Müslüman, ulusal kimliklerinden ziyade dini kimliklerini ön plana çıkartıyorlar.

Kendisini Müslüman olarak adlandıran ve khabzeye uyan Çerkesler, bu davranışlarıyla kendilerini ümmetin dışına çıkartmış olmuyorlar mı?

Ve siz, Khabze’nin en önemli kavramlarından biri olan Adigeliğin, İslam enternasyonalizmine aykırı olduğunu düşünmüyor musunuz?

KOÇESOKO- Soruyu netleştirirsek bir kere “İslam mı, Khabze mi?” diye sorulacak bir soru yanlıştır. Ben aralarında bir çelişki görmüyorum. Ve Adigeliği anlayan, Khabze’yi anlayan herhangi bir Çerkes burada bir çelişki görmeyecektir. Khabze’nin bakış açısına göre din, samimi, şahsi tercih olarak kabul edilir. Khabze’ye göre, bir insana inancı hakkında soru sormak bile uygunsuzdur. Sadece kendisi isterse anlatabilir.

Tabii ki İslam ve Khabze’ye karşı çıkmak isteyen güçler var. Ben Çerkesler arasındaki radikal İslam’ın suni olarak aşılandığını düşünüyorum. Fakat kök salamayacak. Çerkesler hâlâ Khabze’nin zihniyetimizle iç içe geçtiği gerçeğiyle diğer halklardan ayrılmaktadır. Tüm Khabze öğretileri hâlâ bilinçlerde korunur ve halkımızın davranışlarında kendini gösterir. Çerkeslerin ulusal özelliklerinden vazgeçmeleri neredeyse imkânsızdır. Bu sadece özel durumlarda, bazı izole vakalarda olabilir. Genel olarak toplumumuzda Khabze ve Adigağe çok güçlü köklere sahiptir.

“Adigağe” kavramı tam anlamıyla “Adigelik” olarak tercüme edilebilir. Ancak bu terimin semantik çevirisi daha derindir. Adigağeniz yoksa o zaman Khabze’ye göre de yaşayamazsınız. Yani kendinizi bir Çerkes olarak göremezsiniz. Çünkü Çerkesliğin özü kaybolmuş olur. Çerkes’i, yaşam tarzı, davranışları ve dünya görüşü Çerkes haline getirir. Adigağe hiçbir dinle çatışmaz. Adige etnik bir kavram değildir, “Adige dili“ kavramı sadece belirli bir dilde konuşmaktan daha fazlasını içerir. Çerkes herhangi bir milletten bir kişi hakkında şunları söyleyebilir: “Adige dilinde konuştu”, “bana Adigece sözler söyledi”. Burada Adigeliği değil, dilini, iletişim tarzını, düşüncelerimizi iletme yolunu anlıyoruz. Öbür tarafta bir de “İçinde Adigağe var” ifadesi var; bu farklı bir milletten olan bir kişi için, bir Adige gibi davrandığı, yani “bana bir adige gibi davrandı” şeklinde anlaşılır.

Tüm bu ifadelere etnik kısıtlamalar içinde bakarsanız anlaşılamaz. Adigelik, bir yaşam biçimi, bir iletişim biçimi, aile ve toplumdaki davranışlardır. Bu, etnik kökene dayanmayan bir dünya görüşüdür. Dolayısıyla, İslam’ın enternasyonalizmi ile mücadele etmek yanlıştır.

– Çerkes olmak modern dünyada, örneğin Fransız olmakla neredeyse aynı anlamda kullanılıyor. Sizce, bu konuda birincil olan etnik köken değil de, ortak değerler midir?

KOÇESOKO- Genel olarak evet. Çerkesya’da geçmişte bize katılan farklı milletten insanlar bir nesil sonra toplumun tam üyeleri oldular. Bizim yaşam tarzımızı benimsediler ve Çerkeslere dönüştüler. Çerkesler için, tekrar ediyorum, esas olan yaşam tarzıdır. Gerisi ikincildir. Biz “цӏыхугъэ” “insanlık” kavramına sahibiz. Bu, Adigağe’den daha önemlidir. İnsanlık olmazsa Adigelik de olmaz. Ve bu olmadan, Khabze’ye göre yaşamak mümkün değildir.

________

Alıntı: www.habze.org,27/3/2019

 

519 total views, 2 views today

Yorum Yap