Bitmeyen Dans

ZELİN ERTUĞ

Muzaffer…  Ankara’da yaşıyor. 34 yıllık arkadaşım. Kafkasyalı.. Yukarıdaki fotoğraf Kafkasya’da çekilmiş. Bir göktaşının yanında…  Muzaffer, yakında “bitmeyen dans” la ilgili bir yazı yollayacak. Yazıyı bu sayfada yayımlayacağım.  Kafkas harikası bu müziğin öyküsünü birlikte öğreneceğiz. (Z.A.)

NOT: Çerkesler (Adıgeler), Batı Kafkas Sıradağları’nın eteklerinde,Kuban Irmağı ile güneyde Bzıb (Psıbe) ırmakları arasındaki Karadeniz kıyılarında, doğuda Kuban ile Terek ırmakları güney havzalarını kapsayan büyük bir alanda oturmuş olan etnik topluluklardır.Türkiye’de ise Kuzey Kafkasya kökenli insanların tümüne verilebilen ortak bir özel addır.Abzah ya da Abadzeh (Абдзах), Bjeduğ (Бжъэдыгъу), Şapsığ,Hak’uç (Хьак1уцу), Natuhay,K’emguy (К1эмгуй),Mahoş,Yegerukay, Mamhığ, Besleney, Hatukay (Хьатикъуай) ve Kabardey ya da Kabartaylar,en tanınmış Çerkes topluluklarıdır. 

 ***

09 Temmuz 2009 / saat: 13:45

Beklenen yazı geldi. Birlikte okuyalım bu hüzünlü öyküyü. Teşekkürler Muzaffer.. Ankara’ya selam. (Z.A.)

***

“Sevgideğer dostlar;

Bitmeyen Dans’ın klipteki adı Uzun Kafe (Bu günlere ağlatan dans) ya da Prensesin Ağıtı.

Bu müziği ve hikayesini, çocukluğumdan beri bilirim. Çünkü ben bu kültürden geliyorum. İnternette bir paylaşım sitesinde karşılaşınca çok etkilendim. Bu müziğin değişik versiyonları var. Bu müziğin icrasına tam tamına uygun hikayeyi aşağıda özetleyeceğim.

Ancak klipte dikkat çeken, sadece müziğin kendi nağmeleri değil, orkestrasyonu…ve  dansın koreografisi.

Burada; aşk, acı, gurur, onur, dostluk, ülke sevgisi, savaş, barış  yaşam ve ölümsüzlük anlatılıyor.
Sevgideğer tüm (tharıkof sofrası) küçük işler  paylaşımcıları, bütün bunları bu klipte göreceklerdir.

Benim kültürümde iyiyi güzeli sofrayı paylaşmak vardır. Bir de ata sözümüz. “Çağrıldığın  sofradan tatmadan geçme” diye.  Küçük işler…  sevgi sofrası…  davet edildik madem, tatmadan geçemezdim. Şairin dediği gibi “bu davet bizim!..” Ben de sevgideğer  Zelin ve sevgideğer dostlarıyla bu hüzünlü öyküyü paylaşmak istedim.

Kaç gün geçti aradan tam bilemeyeceğim. Hayatımda ikinci kez karşılaştığım  bir hanıma dinlettim, bu müziği… Hikayesini de anlatmamıştım daha.. Çok etkilendi müzikten, dinlerken göz yaşlarını tutamadı ve müziği kendisine göndermemi istedi.

Bunun üzerine, Zelin’e de göndermek geldi aklıma… O da yayımlamış, sevgideğerler için.. Bana da müziğin hikayesini anlatmak düştü..

***

Aslan Tlebzu –Kafa Chikh  (müziğin öyküsü)


Müzik, aslında bir kahramanlık destanının müziği. Kahraman ve kahramanlık sözcüklerini sevmem ama kullanmak zorundayım. Yiğitlik sözcüğünü kullanabilirdim belki yerine, ama bu sözcüğü de sevmiyorum aslında.. Şehitlik sözcüğünü de…Elden ne gelir?! Bu sözcükler, kültürlerde var.

Bizde bir söz vardır. “Ülkesi güzel olanın düşmanı çok olur”derler. Kafkasya tarihi bir saldırılar tarihidir. Düşmanı çoktur kısaca… Hikayenin tarihini tam olarak bilmemiz olanaksız. Hikaye  büyük bir ihtimalle 15. yüzyıl ve 18.yüzyıl zaman aralığında geçmiştir.

Çerkesler 1750′li yıllardan 1862 yılına kadar Rus ve  komşularının saldırılarına uğramışlar. Özellikle Rus saldırıları 100 yıl sürmüş, Kafkasya’nın işgali  ve jenosit ile son bulmuştur.

Özetle hikaye, Rus savaşları sırasında geçer.

Prenses, eşini  ve evli iki oğlunu cepheye gönderir. Ruslar püskürtülür. Ancak eşi ve büyük oğlu savaşta ölür. Küçük oğlu, arkadaşlarıyla birlikte, ağır yaralı olarak babasının ve ağabeyinin cesetlerini evin kapısına kadar getirir, oracıkta ölür ve atından düşer.

Prenses, oğullarının arkadaşlarına şu soruyu sorar. “Eşim ve oğullarım, savaşırken mi yoksa kaçarken mi yaralandılar? Düşmanı püskürttünüz mü?”

“Evet!” derler oğlunun arkadaşları, “Onlar savaşırken öldüler!”
Anne, buna inanmaz. Cesetlerin giysilerini sıyırıp bakar. Üçünün de yarası göğsündedir.

Yara, cesedin sırtında ise tören  düzenlemeyecektir. Evde hiç erkek kalmamıştır.  Tüm sorumluluk prensestedir artık.

Cenazeler defnedilir. Halk mezarlıktan  evin önüne gelip  taziye için dizilir. Prenses gelinlerinin en güzel, en yeni  elbiselerini giymelerini ister.

“Ağlamayacaksınız!… Ben de ağlamayacağım!.. Siz, dediğimi yapın, eksiksiz!” der. “Size de başsağlığı dilenecek… Benimle birlikte halkı kapıda karşılayın ve yanımda durun!”

Prenses mızıkası (*) kucağında, yanında gelinleriyle kapıya çıkar. Cemaatın en yaşlısı diziden bir adım ileri çıkarak sol elini kaldırıp, baş sağlığı diler. Yaşlı adamın kolunu indirmesiyle birlikte, prenses mızıkanın tuşlarında bu  müziği dillendirir. Gelinlerine de dans etmelerini buyurur.

Savaştan dönen oğullarının arkadaşları ile gelinler, bu müzikle dans ederler.

Dansın adı, o gün bu gün,  Bitmeyen Kafe (uzun kafe); müziğin adı da Ağlatan Kafe ( prensesin ağıtı) olarak anılır.

Sevgideğer… bu trajik bir konu!.. Sakın sen de ağlama müziği dinlerken!… Sana yakışmaz. Sevgiyle…”

 Muzaffer Tokmak, Temmuz 2009, Ankara 

_________________

http://www.kucukisler.com/2009/07/08/bitmeyen-dans/

740 total views, 1 views today

Yorum Yap