Çerkes Soykırım ve Sürgünü 154. Yıldönümünde Kınandı

“Çerkes Soykırım ve Sürgünü” 154. yılında, Çerkes Dernekleri Federasyonu öncülüğünde İstanbul İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirilen program ve yürüyüşle anıldı.

Beyoğlu İstiklal Caddesi Galatasaray Lisesi önünde toplanan Çerkesler, burada iftar saatine kadar pankart açarak, bayraklarını dalgalandırarak gösteri yaptı. Pankartlarla çevrilen program alanının etrafına dizilen milli kıyafetli gençler ve çocuklar ellerindeki dövizlerle acılarını ve mesajlarını kalabalıklara aktarmaya çalıştı. Akşam vaktinde dağıtılan kumanyalar ile ayak üstü yapılan iftar sonrası başlayan programın sunuculuğunu sanatçı İshak Akbay yaptı.

Program, arka dekorunda Çarın zalim generallerinden Zass’ın, duvarlarına sırıklar üzerinde Çerkes kellelerini diktiği kale illüstrasyonu yer aldı. Geçen yıl oldukça dikkat çeken “sırıklara takılmış kurukafa” objeleri bu yıl da kullanıldı. Ayrıca kıyafet ve makyajla oluşturulan General Zass tiplemesi ile zulmün failleri zihinlerde somutlaştırılmaya çalışıldı.

Program Yılmaz Dönmez’in yaptığı Adigece konuşma ile başladı. Dönmez konuşmasında, soykırım sürecini, Çerkes toplumunu 21 Mayıs’a getiren tarihi süreci özetledikten sonra ne kadar unutturulmaya çalışılsa da Çerkes halkının direniş bilincinin her geçen yıl geliştiğini dile getirdi.

Bilahare Natho Süleyman’ın seslendirdiği ğıbzeye gençlerden oluşan vokal grubu eşlik etti, ayrıca şiirler ve şiirsel metinler okundu.

Program akışı içerisinde kürsüye çıkan Çoğulcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Faruk Arslandok Çerkes halkının intikamdeğil, adalet peşinde koştuğunu dile getirerek şunları söyledi:

“21 Mayıs 1864 tarihi; binlerce yıllık geçmişi olan, barışçıl ve insani ögeleri çok yüksek, kadim bir kültürü yaratmış, çağına göre barış ve huzur içinde yaşayan Çerkes Halkı’nın, anlamsız bir büyüme hırsıyla vahşileşmiş Rus Çarlığı ve onun generallerince soykırıma uğratılıp, geleceklerinin karartıldığı sürecin son günü ve soykırımın bir aşaması olan aynı acımasızlıktaki sürgünün başlangıç tarihidir.

Soykırım sıradan, basit bir suç değildir. Çerkes Soykırımı Rus Çarlığı’nı yönetenlerin karar vererek, projelendirerek uyguladıkları bir insanlık suçudur. Soykırım sadece doğrudan insanları öldürmek demek değildir. Onları, bütün yaşamlarını kurdukları, binlerce yıl üzerinde yaşadıkları yurtlarından kopararak, insanlık dışı koşullarda, sürgüne göndermek, sürgün sırasında ve sonrasındaki kötü yaşam koşulları nedeniyle ölmelerine neden olmak da soykırımın kapsamı içindedir.

Soykırımın çok büyük bir insanlık suçu olmasının nedeni, daha çok masum insanları hedef almasıdır. Masum insanlar, devlet eliyle, organize bir şekilde, orantısız güç kullanılarak, insanlık dışı yöntemlerle katledilmektedir bu insanlık suçunda

Çerkesler 21 Mayıs 1864’ü hiçbir zaman unutmayacaktır. Her yıl yükselen bir bilinçle, yapılan soykırımın bütün detaylarıyla aydınlatılması için gereken iradeyi ortaya koyacak ve mücadelesini sürdürecektir.

Bu mücadelenin amacı intikam değil, adalettir. Çerkes halkının vahşice tahrip edilmiş olan geleceğinin yeniden inşaası ve ihyasıdır.

Elbette cezai anlamda sorumluluk; fiilen soykırımı yapanlarındır.  Ancak tarihi sorumluluk bu kanlı mirasın varisi olan Rusya Federasyonu’nundur.

Rusya Federasyonu’nu yönetenler bu kanlı mirasla yüzleşip mirasçısı oldukları Rus Çarlığı’nın yarattığı tahribatın telafisi için gerekeni yapmalıdır.

Rusya’nın tarihi, farklı topluluklara uyguladığı soykırım ve sürgünlerle doludur. Çerkes soykırımı, Rusya’nın uyguladığı soykırımlardan birisi olmakla birlikte en büyüğüdür. Bu büyüklükte bir soykırıma, bu büyüklükte bir trajediye duyarsız kalmak ve sanki hiçbirşey olmamış gibi davranmak, görmezden gelmek, yok saymak, inkar etmek modern bir devletin yapacağı iş değildir. Soykırımı inkar eden devlet, gelecekte de böyle bir trajediye yol açmayacağına ilişkin bir güven vermez. Bu şekilde davranan devlet ve yönetimler gelecekte de benzer trajedilere yol açabileceklerinin güvensizliğini yaratmaktadırlar.

Bugün inkar edilen, görmezden gelinen trajedi Boris Yeltsin zamanında belli ölçüde kabul edilmiş, yarattığı tahribatın giderilmesi gerektiğine yönelik beyanlarda bulunulmuştu. O dönem Rusya’nın istikametinin demokrasi, insan hakları ve özgürlükler yönünde olduğu ifade edilmiştir. Daha sonra bundan vazgeçilerek, tamamen otoriter, yok sayıcı, inkarcı bir yaklaşıma dönüldü.

Bu büyüklükteki bir trajedi karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranmak trajediye neden olanlar ve trajedinin mağdurları için de gerçekçi, kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bu şekilde davranmak sadece Çerkes Halkının geleceği için değil, insanlığın geleceği için de umut verici değildir.

Çerkes Kültürü, barışçı ve insani değerler bakımından yüksek bir kültürdür.  Çerkesler’i ve kültürlerini yok ederek insanlık adına elde edilecek hiçbir şey yoktur. Çerkes kültürünün yaşatılması sadece Çerkesler için değil, insanlık için de önemli bir kazanım olacaktır.

Rusya bir soykırım ve soykırımın devamı niteliğindeki sürgünü yapmamışsa, bugün Çerkesler’in dünyanın dört bir yanında dağınık olarak yaşıyor olmalarını, dillerini, kültürlerini, kimliklerini ve varlıklarını kaybetme tehlikesi içerisinde olmalarını nasıl izah edecektir?

Buradan Rusya Federasyonu yöneticilerine sesleniyoruz.

Çerkes Soykırımını samimi bir şekilde tanıyınız.

Atalarınızın işlemiş oldukları soykırım suçu nedeniyle Çerkeslerden özür dileyiniz.

Rus Çarlığı tarafından tahrip edilmiş olan Kafkasya ve Çerkes yurdunun yeniden inşaası ve ihyası konusundaki engelleyici tutumunuzdan vazgeçiniz.

Soykırımın Çerkesler üzerinde yarattığı tahribatın telafisi için gerekli adımları atınız.”

Faruk Arslandok’un konuşmasını tamamlamasından sonra İshak Akbay Çerkeslerin sürgününü anlatan Yistanbulaqo ağıtını seslendirdi.

Son konuşmacı Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Nusret Baş oldu. Rusya Federasyonu yönetimine ve Türkiye Cumhuriyeti yönetimine mesajlar veren Nusret Baş’ın konuşmasının tam metni şöyle:

“SAYGIDEĞER BASIN MENSUPLARI,

SAYGIDEĞER HALKIMIZ,

Bugün 21 Mayıs… Bu tarih Kafkasya halkları için koyu bir karanlığı simgeler.

Çünkü 21 Mayıs 1864, kılıç, top ve tüfek mermileriyle ağır bir soykırımdan geçirilen Batı Kafkasya halklarının vatanlarından sökülüp atılarak, yok oluşa mahkûm edildiği tarihtir.

Çarlığın işgal girişimlerine direndiği için soykırıma uğratılarak katledilen;

Sağ kalan 2 milyona yakın kısmı ise vatanından sökülüp atılarak sürgün yollarında ikinci bir soykırıma tabi tutulan;

Bu badireyi atlatıp sağ kalmayı başaranların da kalan ömürlerini hayata tutunmaya çalışarak geçirdikleri tarihte eşi benzeri olmayan bu trajedinin 154. yılında tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygıyla anıyor; bir gün kemiklerini vatan topraklarıyla buluşturmak suretiyle kendilerini ebedi huzura kavuşturacağımız günü iple çekiyoruz.

300 yıl süren, son 100 yılı çok kanlı geçen Rus-Kafkas savaşları sonrasında yaşanan dramın büyüklüğünü gösteren en somut kanıt, diasporada yaşayan Kafkasyalı nüfusun, anavatanında kalan yerli nüfustan daha fazla olmasıdır.

Bu nedenledir ki 21 Mayıs 1864 tarihi, soyumuzun ve kültürümüzün yeryüzünden silinmesi için yürütülen utanç verici askeri operasyonları hafızalarımıza mıh gibi çakan; vatana kavuşma bilincimizi her dem canlı tutan en önemli simgedir.   

 SAYGIDEĞER HALKIMIZ.

Çarlık Rusyası’nın Çerkeslere uyguladığı soykırım ve sürgün politikaları sonucudur ki Çerkesler bugün dünyanın 40 ülkesine dağılmış vaziyette, anavatanlarından uzak, dillerini kültürlerini, kimliklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya yaşamaktadır.

Çerkes halkının yaşadığı bu acıların tarihi sorumluluğu elbette ki Çarlık Rusyası’nın üzerindedir; ancak Çarlığın resmi mirasçısı ise bugünkü Rusya Federasyonu’dur.

Bu nedenle, Rusya Federasyonu yönetimini taleplerimize kulak vermeye çağırıyor ve kendilerine bir kez daha buradan sesleniyoruz;

– Cürmün sahibi Çarlık Rusyası’nın mirasçısı olarak Çerkeslerden özür dileyin, 21 Mayısları “Çerkes Soykırım ve Sürgün Günü” olarak kabul edip ulusal yas günü ilan edin,

– Anayurdumuzdaki karikatür cumhuriyetleri gerçek birer Federal Cumhuriyet haline getirin,

– Anadillerimize saygı gösterin, devlet dairelerinde mecburi resmi dil haline getirin ve fonksiyonellik kazandırın,

– Anavatanında kalmış bir avuç Çerkes’e anadillerini “seçmeli ders olarak okutma” garabetine bir an önce son verin ve yerel dilleri mecburi eğitim dili haline getirin,

– Demokratlaşın. Ülkeyi polis devleti olmaktan çıkararak, insanları FSB müzeviri olarak kullanmaktan vazgeçin, şahsiyetli insanlar yetişmesine fırsat verin.

– 7/24 anadilde yayın yapan tv ve radyo kanallarını takip etmenin bu insanların da hakkı olduğunu kabul edin,

– Diaspora Çerkeslerine anavatanlarının pasaportlarını taşıma imkanı verin, 

– Kafkasya’ya farklı etnisitelerin kitlesel göçünü durdurun, etnik haritanın daha da karışmasına izin vermeyin.

Bu taleplerin hiç birisi afaki olmayıp, cumhuriyetlerimizin sahip olduğu “Federal statü” bunların yerine getirilmesinin temel meşruiyet kaynağıdır.

 SAYGIDEĞER HALKIMIZ.

Diaspora Çerkesleri olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Bu ülkenin kuruluş harcına biz de kanımızı ve terimizi kattık. Burası bizim de ülkemiz. Bu ülke insanlarının mutlu ve huzurlu olmasından başka bir talebimiz olamaz. Devletine sadık bütün ülke insanlarının samimi talepleri gibi, Çerkeslerin de ülke yönetiminden talepleri var.

– Çerkesler olarak öncelikle, Çarlık Rusyası’nın Çerkeslere karşı gerçekleştirdiği soykırımın TBMM’de kabul edilmesini istiyoruz.

– Sonra, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, çatısı altında yaşayan kültürlere ve etnisitelere ayırım yapmadan, eşit davranmasını, demokratik bir devlet olduğunu göstermesini istiyor. Bu bağlamda 7/24 Adigece, Abazaca ve talep eden tüm diğer dillerde yayın yapacak TV ve radyo kanallarının açılmasını istiyoruz.

– Son 15 senede kamu kurumlarının desteğiyle ülke genelinde nasıl yüzlerce Cem evi açıldıysa, Çerkeslerin de dürüst birer vergi mükellefi olduğu dikkate alınarak benzer şekilde kültürlerini yaşatıp geliştirebilecekleri kültür merkezlerinin açılmasını istiyoruz.

– Yine örgün eğitim sistemi içinde alan açılarak çocuklarımızın anadillerini okullarında öğrenip yaşatabilecekleri ortamın oluşturulmasını istiyoruz. 

– Resmi ideolojiyi kökleştirmek için tarihi gerçeklerin çarpıtılmasına son verilmesini ve insanları etnik mensubiyetlerinden utandırıp asimilasyonu hızlandırmak için özellikle ihdas edilmiş “etnik sıfat taşıyan ihanet figürlerinin” ders kitaplarından ayıklanmasını istiyoruz.

SAYGIDEĞER HALKIMIZ

Biz barışçıyız.

Biz şiddetin her türlüsüne karşıyız.

Biz kardeşlikten yanayız.

Biz yaşamak, dilimizi ve kültürümüzü yaşatmak istiyoruz.

Bilinsin ki hiçbir olumsuzluk bize korku ve yılgınlık veremez; aksine mücadele azmimizi artırır.

Kısaca tek dileğimiz var: Kafkasya’da  ve Türkiye’de adalet, barış, huzur ve mutluluğun hakim olması.

Bu duygularla bir kez daha haykırıyoruz:

Yaşasın dilimiz!

Yaşasın Kültürümüz!

Yaşasın Çerkes kalma mücadelemiz!”

Her yıl Rusya Federasyonu’nun İstanbul Konsolosluğu önüne kadar yapılan yürüyüş bu sene güvenlik güçlerinin izin vermemesi sebebiyle Odakule önüne kadar yapılabildi. Adıge, Abhaz ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bayrağı taşıyan gruplar, katılımcı sivil toplum kuruluşlarının pankartları ve meşaleleler ile yürürken “Katil Rusya Kafkasya’dan defol”, “Kafkasya bizimdir bizim kalacak”, “Soykırım sizin, direniş bizim” v.b. sloganlar attılar.

Ancak Odakule önünde polis barikatı tarafından yolun kesilmesiyle kitle daha ileri gidemedi. Polis temsili bir grubun konsolosluğun önüne siyah çelenk bırakmasına da müsaade etmedi. Yürüyüşçülerin içinden bir grubun Konsolosluk önüne yürünmesi yönünde ısrarlı talepleri de sonuçsuz kalınca, tertip komitesi  programı sonlandırdı ve kalabalık olaysız şekilde dağıldı.

  

1,285 total views, 2 views today

Yorum Yap