21 Şubat Dünya Anadili Günü Kutlu Olsun!

Убзэ шIу умылэгоу уихэгъэгу шIу плэгъун плъэкIыщтэп.

(Anadilini sevmeden vatanını sevemezsin.)

Wübze şü`ı wumıĺeğow wüxeḱu şü`ı pĺeğun pĺećıştep.

****************

Ылъэпкърэ ыбзэрэ афырIэ шIулъэгур цIыфым ишыIэныгэкIэ лъапсэ фэхъу

Bir insanın halkına ve anadiline olan sevgisi, yaşam kaynağını besleyen köklere dönüşür.

Yiĺepkıre yibzere afırie şü`ıĺeğur šıfım yişı`enığeće ĺapse feḣu.

*****************

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

UNESCO verilerine göre dünya üzerinde 2 bin 500 dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayken, Türkiye’de tehlikede olan anadili sayısı 18’i bulmaktadır. UNESCO tarafından yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda ise o dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü kabul edilmektedir.

Etnik ve ulus düzeyinde toplulukların bütün ilişki ve etkinliklerinde kullandıkları ve anlaştıkları dil, o topluluğun anadilidir. Daha geniş bir tanımla, bir insanın hiçbir eğitime tabi tutulmaksızın ailesi, çevresi ve toplumu aracılığı ile öğrendiği dil, anadili olarak tanımlanmaktadır.

Bireylerin anadilleri dışında sonradan öğrenilen ikinci, üçüncü diller o dillerle iletişim kurmayı sağlasa bile, asla insanın kendi anadili gibi olamamaktadır. Bundan dolayı Çocuk Hakları Sözleşmesinde de açıkça belirtildiği gibi bireyin anadilinde eğitim alması en temel insan haklarından birisi olduğu kadar, bireylerin kendi anadillerinde eğitim almasının engellenmesi de en büyük insan hakkı ihlallerinden birisi olarak kabul edilmektedir.

Dillerin doğuşu ile ilgili olarak bugüne kadar birçok teori ortaya atılmasına rağmen, insanoğlu dildeki kerameti henüz çözebilmiş değildir. Dil Allah’ın biz kullarına bahşettiği bir mucizedir. Zira insanoğlu konuşmayı daha doğuştan Allah’ın insana verdiği yeteneklerle öğrenir. Dil taşıyıcısı olduğu ulusun vazgeçilmez yaşam kaynağı ve birliğidir. Diller yeryüzündeki canlılar gibi doğup büyüyen, zamanla yaşlanarak ölen bir varlık değildir. Dil sosyal bir kurumdur. İnsan sosyal bir canlıdır. Dil tek başına yaşayamaz, bir toplum ile birlikte yaşamak zorundadır. Diller ölmez ancak onu insanlar öldürür. Hangi inanca mensup olursa olsun, insanoğlunun bir dilin ölümüne neden olması her şeyden önce inancına ve yaradılışına terstir. Bir dili öldürmek Hiroşima’ya atılmış atom bombası gibi bir toplumu topluca imha etmekle ve yaşam hakkını elinden almakla aynı şeydir. Çünkü,

  • Dil, bir toplumu ulus yapan en büyük nişandır ve o ulusun yaşam şeklidir.
  • Dil, edebiyattır, sanattır, felsefedir, tarihtir, ibadettir, özgürlüktür.
  • Dil, kültürün aynasıdır.
  • Dil, bütün insanların birikmiş bilgeliğinden oluşan eşsiz bir kaynaktır.
  • Dil, düşünce zenginliğinin göstergesidir.
  • Dil, her insan için haktır, helaldir ve kutsaldır.

Görüldüğü gibi bir dilin yaşatılması için yüzlerce gerekçe sıralamak mümkündür. Sebebi ne olursa olsun bir dilin yok oluşuna zemin hazırlamak ve bu yok oluşa kayıtsız kalmak her yönü ile suçtur. Bugün dünyada 200 egemen ülke olmasına rağmen, konuşulan 6000 dil mevcuttur. Bu durum her egemen ülke için çok dilliliğin kaçınılmaz bir gerçek olduğu anlamına gelir ve hiçbir devlet yapısı suç sayılacak bir cürüm içerisinde olamaz.

Maalesef ülkemizde 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi ile başlayıp 1946 yılı genel seçimlerine kadar süren ulusalcı zihniyete sahip tek parti dönemi ve aynı akımın devam eden zihniyeti Türkiye’nin çok dilli bir ülke olduğu gerçeğini kabullenemedi ve Türkçe’nin resmi dil olmasının yanında konuşucuları az olan yerel dillerin varlıklarını sürdürmesinin uluslaşmanın önünde bir engel teşkil etmeyeceğini göremedi. Bunun yerine bu dillerin konuşulmasını yasaklayarak, konuşanların sayısının her geçen gün azaltılması amaçlandı ve bu amaç doğrultusunda Anadolu birçok yerel dile mezar oldu. Ülkemizde yakın zamana kadar anadil konusunda akla hayale gelmeyecek yasaklar, baskılar uygulandı. Bırakın anadilde öğretimi, insanlar anadillerinde konuştuğu, bir şiir yazdığı, bir şarkı söylediği veya yüreğinin sesine mani olamayarak bir ağıt yaktığı için aşağılandı, işkenceler gördü, hapislere atıldı.

Böylesine baskıcı ve yasakçı bir dönemden sonra bugün Türkiye’nin her geçen gün ileri demokrasiye doğru bir adım daha yaklaştığını, insanlık hakkını ve onurunu çiğneyen o karanlık günlerin tarihe karışmak üzere olduğunu söyleyebiliriz. En azından bugün gelinen noktada isteyen herkes ana dilini konuşmakta özgürdür. Özel okullarda anadil eğitiminin önü açılmış, yerel yaşayan diller ve lehçeler kapsamında ilköğretim okullarında seçmeli dil dersi haline gelmiştir. Düzce ve Kayseri Erciyes Üniversitelerinde Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümleri açılmış, Halk Eğitim Merkezlerinde Adigece ve Abazaca kurlar verilmeye başlamıştır.

Tabi ki bu gelişmeler bugün Anadolu’da yok olma tehlikesi altındaki 18 dilin yaşatılması için yeterli değildir. Bu dillerin aktif bir şekilde yaşama geri döndürülebilmesi için devlet tarafından finanse edilerek desteklenmesi, anadilde kesintisiz yayın yapan televizyon kanallarının açılması, seçmeli dil dersi saatlerinin artırılması, anadil kullanım alanlarının çoğaltılması, anadilini bilenlerin istihdam edilmesi gibi birçok özel önlem alınması gerekir.

Ancak anadil konusunda devlet ne yaparsa yapsın, bir halk kendi anadiline sahip çıkmaz ise o dilin yaşama şansı yoktur. Öncelikli olarak anadilini yaşatmak isteyen her halkın bireyleri bu konuda istekli ve kararlı olmak zorundadır. Aynı zamanda bu zorunluluk toplumsal kimlik, tarih, aidiyet ve sorumluluk bilinci gerektirir.

Çerkes Dernekleri Federasyonu olarak başta Kuzey Kafkasya olmak üzere ve tüm diğer halkların ana dillerini selamlıyor ve 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü kutluyoruz.

ÇERKES DERNEKLERİ FEDERASYONU

 

2,383 total views, 1 views today

Yorum Yap