Rus ve Osmanlı Ordusunda Savaşan İki Kardeşin Buluşma Anı.“Muhiddin Hadi Gidelim, Annemiz Çağırıyor.”

300 Yılı aşkın bir süre devam eden Kafkas-Rus Savaşları sonucu Çerkes halkı Dünya tarihinin şahit olduğu en uzun ve en kanlı savaşta orantısız güç karşısında tutunamayarak soykırıma uğramış 1864 yılında tarihi anavatanlarını istemeyerek terk etmek zorunda kalmıştır. 1864 yılında nihayete ermiş gibi görünen sürgün 1910 yılına kadar gerek aile, gerek kabile ve gerekse köy ahalisi şeklinde küçük çaplarda yine devam etmiştir.

1864 Yılından sonra Anavatanımızda kalan kardeşlerimiz yoktan var ederek her türlü olumsuzluklara rağmen hayata tutunarak bugünkü kültürel literatürümüzü geliştirmişlerdir. Çerkes halkı acılarla kardeş bir halktır. Çerkes halkının tarihi soykırım, sürgün, istila, işgal gibi sayısız trajedilerle doludur. İşte bu trajedilerden bir tanesini E`şıne Hazret’in 1992 yılında Adigece yazdığı “Hüzün Haberleri” (къзбар гухекI) adlı kitabından çevirerek siz değerli okurlarımıza sunmak istiyorum.

******************************************************************************************************************************

Ninem akıllı ve bilge bir kadındı. Geçmişte yaşananları eksiksiz anlatırdı. Bu hikâyeyi bana gençliğimde anlatmıştı. Eşine eder rastlanan bu trajediyi ayrıca bir roman şeklinde yazmayı çok istiyorum. Ancak bunun için bir fırsat bulur muyum bilmiyorum. Yinede her türlü ihtimale karşı kısaca anlatıp ruhumu rahatlamak istiyorum. Ninemin anlattığına göre;

Ṫ`olfenıko’lar iki kardeşti. Muhiddin ve Şemseddin ismindeki kardeşler köyümüzde yaşamışlardı. Muhiddin ele avuca sığmayan çok hareketli yaramaz bir çocuktu. Bütün gün eve hiç girmez vaktini hep nehir kenarında geçirirdi. Şemsettin ise tam tersine annesinin dizinin dibinden ayrılmayan yumuşak huylu uysal bir çocuktu. Her yemek vakti nehir kenarındaki küçük tepeye çıkar kardeşine seslenirdi….

* “Muhiddin hadi eve dön, annemiz çağırıyor.” (Keqoj Muhiddin Nane Kuwocejı.)

Aradan yıllar su gibi akıp geçti. İki kardeş büyüyüp adam oldu. Muhuddin’in sevdiği kızın ailesi İstanbul’a göç etmeye karar vermişti. Muhiddin’de aşkının peşinden gitmeye karar verdi. Kardeşi ve annesinin tüm yalvarmalarına rağmen kararından dönmedi ve İstanbul’a geldi. Ancak uğruna ailesini, vatanını terk ettiği kız Muhiddin’le evlenmedi. Genç adam, sevdiği kızın kendisi ile evlenmemesini gurur meselesi yaptı. Ruhunda fırtınalar kopuyor, acılar içinde kıvranıyordu. Artık her şey için çok geç kalmıştı. Annesinin ve ağabeyinin tüm ısrarlarına rağmen bu yaban ellere gelmişti. Geri dönmeye de yüzü yoktu artık. Muhiddin çaresizdi. Osmanlı Sultanın ordusuna katıldı. Çok kısa zamanda cesareti ve savaşçı yeteneğiyle ordu içerisinde ünlendi. En tehlikeli görevlere gönüllü olarak gidiyordu. Belki de ölümü bir çare olarak düşünüyor gözünü budaktan sakınmadan kendisini tehlikeden tehlikeye atıyordu. Ancak tehlike ne kadar büyük olursa olsun, nasıl bir belaya bulaşırsa bulaşsın canını sağ kurtarıyor verilen görevi başarılı bir şekilde yerine getiriyordu.

O zamanlar Osmanlı ve Rus Ordusu Bulgaristan cephesinde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı./93.Harbi) savaşıyordu. Muhiddin Süleyman Paşa komutasında Türk ordusu içerisinde Ruslara karşı savaşıyordu.

Bir gün savaş şiddetli bir şekilde devam ederken, Süleyman Paşa bulunduğu mevziden dürbünle savaş meydanını izlerken Çerkes kıyafetli bir cengâverin Türk askerlerini arpa biçer gibi biçtiğini gördü. Çerkesin elindeki kılıç ecel saçıyor, Türk askerleri ne yapsa da bir türlü bu adamı durduramıyordu. Süleyman Paşa gördüklerine daha fazla dayanamadı ve yanındaki Komutanlara;

* “Bizim ordumuzun içindeki en yiğit Çerkes askeri derhal bana bulun ve getirin.” diye emir verdi. Komutanlar hemen Muhiddin’i bulup Süleyman Paşanın karşısına diktiler. Süleyman Paşa Muhiddin’i tanıyordu. Rus ordusu içersinde ölüm saçan Çerkes’i ancak Muhiddin’in durdurabileceğini de biliyordu. Paşa Muhiddi’ne;

* “Evladım, şu askerlerimizi kırıp geçiren adamı bana getir.” dedi. Muhuddin,

* “Onu size getireceğim Paşam.” dedi ve atına atlayıp savaş meydanına daldı. Muhiddin bundan çok daha zor görevleri layıkıyla yerine getirmişti. Genç adam vurduğunu devirerek Çerkes kıyafetli cengâverle yüz yüze geldi. O anda dürbünle olup biteni izleyen Süleyman Paşa yanındakilere “Benim yiğit Çerkesim, alıp getirecek şimdi onu.” dedi. Ancak karşı karşıya gelen iki yiğit savaşçı bir anda birbirlerini kucakladılar. Süleyman Paşa gördüklerine hiçbir anlam veremeden büyük bir şaşkınlık yaşıyordu….

Bu ilginç olay, gerçekten yaşanmış bir hadiseydi. Muhiddin savaşa savaşa karşısına dikildiği Çerkes Kıyafetli askere vurmak için kılıcını havaya kaldırdığı anda öteki Adigece…

* “Muhiddin hadi eve dön, Annemiz çağırıyor…!!!!!” (Keqoj, Muhiddin Nane Kuwocejı.) dedi..

Muhiddin 7 yıldır görmediği ağabeyini tanımıştı. Vatanını terk ettiğinden beri kardeşi aklına düştüğünde hep bu cümle kulaklarında çınlıyordu. “Muhiddin hadi eve dön, Annemiz çağırıyor.”…  Genç adam içinde bulunduğu savaşı ve gurbet ellerde yaşadığı her şeyi o an unutmuştu. Bu cümleyi duyunca sadece canından çok sevdiği annesini, ağabeyini ve vatanını düşünmeye başladı ve geçmişin tatlı hatıraları bir film şeridi gibi gözünün önüne geldi. Ağabeyinin yüzüne uzun uzun baktı. Gözlerinden iri iri birkaç yaş döküldü. İçini tarifsiz bir sıcaklık kapladı, sarhoş gibiydi. Atından aşağı atladı, elindeki kılıcı fırlattı. Kardeşini hasretle kucakladı….

Ağabeyi Şemseddin ve Adige gençleri savaşa gönüllü olarak katılmışlardı. Şemseddin Adige gönüllü savaşçıların koordinatör komutanıydı. Savaş bittikten sonra kardeşini alıp köye geri dönmüştü.

KAYNAK:  Iэшъынэ хъазрэт: къзбар гухекI // E`şıne Hazret : “Hüzün Haberleri” Adlı Kitabından Çeviridir. Sayfa 258-260

ÇEVİREN: Yılmaz DÖNMEZ

320,787 total views, 206 views today

1 Comment

  1. Emin’e Sezgin dedi ki:

    Bu yaşanan acı anıyı çevirerek bizimle paylaştığın İçin teşekkürler .Aklina selametli,bileğine ve becerine artış,yüreğine kalemine sağlık diliyorum Yılmaz

Yorum Yap