Asırları Beraber Geçtik.

Asırları Beraber Geçtik.

Şalva İnal-İpa

(Tarih Bilimleri Doktoru, Profesör)

Ünlü Adigey tarihçi etnografı Şalva İnal-İpa’nın “Adigey prensi İnal ve Abhazya” Kitabının bir bölümünü okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. Yazar vefat ettikten sonra basılacak kitap çok özel bir literatüre dayanarak yazılmıştır. Esas ana kaynakları yıllar boyunca yazar tarafından Abhazya içinde ve dışında toplanmış olan etnografik bilgilerdir.

Zeki bir etnolog bir halkı bilinen hiçbir halkı bilmediğini söylemiş. Bu ifade daha çok kökenleri ve kültürleri arasında yakınlık olan, yüzyıllarca aynı topraklarda yan yana yaşayan milletlerin incelemesi için geçerlidir. Geleneksel ve genetik olarak birbirlerine bağlı olup farklı yöntemlerden birine benzeyen Batı Kafkasya’daki Abhaz ve Adigey halkları bu halklardandır. Bu halkların tarihi ve etnografyasının ayrı ayrı veya beraber incelenmesi için bir bütün olan iki halkın bütün özelliklerini bilmek gerekir. Yalnız iki halkın yaşamında aynı ve farklı olan yöntemleri inceleyerek ikisinin de tarihi ve kültürel gelişmelerini en doğru şekilde göreceğimize ümit edebiliriz…

İki kültür arasındaki akrabalık ilişkilerinin en net bir şekilde ortaya çıktığı alan manevi alandır.  Böylece nart destanın Abhazya, Kabartay ve genellikle Adigey varyantlarında birbirlerine çok yakın, hatta aynı konular bulabiliriz. Abhazya’da benzeri olan Kabartay destanlarında bazı alıntıları dikkatinize sunacağım. Bir Kabartay nart destanına göre Oşhamaho’nun (Elbruz’un) öteki tarafında, Karadeniz sahilinde Sosruko kurganı yükseliyor. Bununla ilgili Suhum yakınları, Aytsera bölgesi ve Kodorsk boğazındaki Amzara köyü yakınlarındaki Nart Sasrıkva’nın mezarının olduğuna dair Abhazya rivayeti aklıma geliyor.

Kabartay kahramının ismi Ahuaj, Abhazya nart bahadırı Huajvarpıs’ın ismini andırıyor. Bir de Abhaz dilinde bu isim eski sülalesi olan yiğit anlamına geliyor. Bu da ismin çok eski ve totemcilik telakkilerinden kaynaklandığını gösteriyor. Kuvin boğazında Nart destanının başkahramanı Sosruko, Kabartay destanında Kuvırpıs olarak adlandırılmış devle savaşmış (Abhaz dilindeki Hvajarpıs ile karşılaştırınız) İrpıs (arpıs) gerek Abhaz dilinde gerekse Kabartay dilinde yiğit, bahadır, başkan anlamına geliyor. Ayrıca Kabartay dilindeki Sosruko (Sosrıkhu) kelimesi Adige dilindeki Sasrıkva (Sasrıkhua) kelimesine daha yakındır.

Tek başına sefer yapmasını seven Kabartay destanının kahramanı Himiş (Abhaz dilindeki Hnış kelimesine bakınız)  bir gün ava gidip uzakta bir geyik görmüş. Himiş yayı gerdikten sonra koşan bir tavşan üstünde oturan küçücük adamcığın olduğunu fark etmiş. Tavşan üstünde oturan adamcık Himiş’in atının ayaklarının arasından geçip geyiğin yanına fırlamış. Nart yaklaşınca adamcığın usullünce ve çabucak geyiğin derisini yüzdüğünü görmüş. Küçük avcı Himiş’i evine davet etmiş. Himiş, içerisi aydın ve geniş olan evciğe zorla girmiş. Evcik cücelerinin eviymiş, ev sahibi kızına Himiş’i misafir etmesi gerektiğini söyleyip sefere gitmiş. Himiş kıza âşık olup evlenmelerini teklif etmiş. Kız düşünüp şöyle cevap vermiş. “Boyum kısa, fakat kalbimdeki sevgim büyüktür. Sana çok sadık bir hanım olabilirim, ama bir gün kısa boylu olduğumu başıma kakarsan hanımın olmaktan çıkarım artık.” Evlenmişler; Himiş’in ve İsp kabilesinden olan kızın yaşamları çok mutlu imiş. Fakat bir gün Himiş yola çıkmak üzere iken; “Çok geç kalırız, kısa boylusun amma hazırlanman uzun sürüyor.” diye söylemiş. Az sonra Himiş’in hanımı bir oğlan doğurmuş. Himiş’in hakkında söylediklerini unutmamış ve çocuğunu emzirmeden babasının evine yollanmış. Gitmeden öncede Nart’lara şunları söylemiş. “Oğlum benden başka kimsenin memesini almaz. İnek sütünü, koyun sütünü, keçi sütünü içirmeyin. İçirebileceğiniz tek şey ceviz suyudur.”

Nart’lar söyleneni aynen yapmış ve çocuğa, büyük kahraman anlamına gelen Bataraz adını vermişler. Bataraz büyüyüp gerçek bir kahraman olmuş. Ejderhayı öldürmüş, kötü kalpli Maruko’nun cezasını vermiş, dağ tepesine zincirleniş, Nesren’i kurtarmış vs..

Abhaz destanında da aynısı anlatılıyor. Kabartay nart destanlarındaki İps ülkesinin tasviri Abhaz destanındaki Atsan ülkesine benziyor.

Gerek Kabartaylarda ve gerekse Abhazlarda birçok Kafkasya halklarına yabancı gelmeyen söz konusu halkların Arabistan’dan ya da diğer Güney Doğu ülkelerinden (Abhazlara göre Rapstan) geldiklerine dair rivayetler vardır. Böyle rivayetlerden birinin başlangıcı aşağıdadır.

“Biz Adigeyiz. Adigey çok büyük ve eski bir millettir. En güzel insanlar aramızdan çıkmıştır. Soyumuz Nuh Peygamberimizden başlıyor. Biz Gumır’ın çocuklarıyız. Gumır ise Yafis’in oğludur. Yafis ise Nuh Peygamberimizin oğludur. Temiz Adige soyumuzun tarihçesi altı bin yıldır. O zamandan beri vatanımız Kafkasya dağlarıdır. Atalarımız vatanımıza “Gue Dışe” ve “Nehir Arası” (Denizler Arası) demişler.” (Z.Naloyev “Adigey Kültür Tarihçesinden” Nalçik 1978 188 ve 189 sayfaları.)

Vyaçeslav İvanov bunu ve bana benzer destanları şu şekilde yazıyor. “Hitit ve Abhaz, Adige dillerinin benzemesini açıklayan olayları görebilmemiz için çok ilginçtir.” Efsanede altı bin yıldan bahsediyor. Hititlerle bizim aramızda yaklaşık beş bin (dört binden fazla) yıl var. Orda nehir arası (Mezopotomiya) deniyor, Huristler ise (Aramızda yaklaşık beş bin yıl var.) Mezopotomya’nın kuzeyinde yaşıyorlarmış. Efsanenin diğer (Sultan Girey) varyantına göre Çerkesler “belli olmayan devrimlerden dolayı” Batı Asya’dan Kafkasya’ya gelen Çera ve Kesa kardeşlerden türemişler, V.Ivanov ben böyle bilgilere büyük değer veriyorum. Çünkü sık sık onların gerçek tarihi olaylara uygun olduğunu bulabiliyoruz… Bundan başka Kuzey Kafkasya halklarının alfabeleri varmış (yazı ve mürekkep için Kuzey Kafkasya halklarının sözleri var.), belki de dayanıksız malzeme üzerinde yazarlarmış. (bundan dolayı da yazılı metinler günümüze gelmemiş) Fakat eskiden bulunan yazıların olması daha sonraki tarihi efsanelerin dakik olmasına yardım edebilirdi.” diyor.

Abhazlarla Adigelerin aynı (veya ufak farkları olan) atasözleri ve deyimleri vardır. Abhazcada da bulunan bazı Adige atasözleri;

“Süte çok bakarsan, onda kan görürüsün..”

“Bilmiyorsan sormak ayıp değil.”

“Köpeğe ne isim verirsen onu söylerler.”

“Sütünü döken ineğin süt vermesinden ne fayda.”

“Kargaya göz yaptılar, kaş istedi.”

“Birisine bey dersen seni köle zanneder.”

“Yüz kişi tarafından övülen, yüz kişiye bedeldir.”

“Attan korkan eğeri döver.”

“Tatlı kuzu iki meme emer.”

“Kurbağa da ırmağım derin olsaydı der.”

“Fare deliğe giremezken bir de sırtına küp alıyor.”

“Çuvalı açmadan arpa mı? darı mı ? Bilemezsin.”

“İlk düşene gülme.”

“Misafirin gelişi misafirin işidir, gidişi ev sahibinindir.”

“İneğin ayağı danayı öldürmez.”

“İyi kadının kocası yola erzaksız çıkmaz.”

“Çoban acından öldü. Koltuğunun altında sakladığı et çıktı.”

Bu halkların en eski dini geleneklerinin bazıları da aynıdır. Örneğin Amış (Yemiş) Kabartaylarda sürü ve koyunculuk tanrısıdır. Abhazlarda ise bu kelime gün, mutluluk, başarı (mışrabu) anlamına gelir. Borand Kabartaylar özel bir şarkı söyler, bu şarkının sözleri (yele-yele, yerleri, şopa). V.İvanov’a göre Hitit metinlerindeki tanrı İl’e müracaata benzer ve boran zamanı kullanılan eski Abhaz dini metinlerinin hemen hemen aynısıdır. (O, yetlar, atlar, çopa) Yıldırımın Abhazcası, şimşek tanrıçası Afa, Kabartaylarda Uafe’dir. (gökyüzü) Adigelerde ise  Uaşee (gök) tanrıdır. Ant formülü Uaşho da ayınıdır. Kabartaylarda unutulmuş bu tanrıçanın ismi nart destanları antlarında kullanılır.(Uaşh’e)

Eski Abhaz tanrıçaları arasında büyük rol oynayan arı ve arıcılığın kutsal koruyucusu Anna-Gunda, Abhazlara yakın halklarda da biraz değişmiş isimlerle bulunmaktadır. Kabartaylarda Ani-Gol, onlardan da Osetin Digorlara geçmiştir. Mingrellerde Cara-Guna, Gurilerde Agunda. Abhazlarda yakın tarihte görülen “Hava Gömme” töreni Kabartaylarda da tespit edilmiştir. Kırın Hanının doktoru Fransız Ferran, XVIII.yy başında Çerkeslerin (onların esas toprakları olarak Kabartay gösteriliyor.) vefat etmiş baba ve diğer akrabaların cesetlerine büyük saygı olduğunu ve onları yüksek ağaçlara astıklarını söylüyor.

Abhaz halk şarkılarının büyük bir bölümünde kullanılan “uarada”, “uarayda” kelimeleri nakarat olarak komşu halkların da dilinde kullanılıyor. 1868 yılında Kabartay kökenli olan Mezdok Çerkeslerinin “Oriraşa” oynadıklarından bahsediliyor. Erkek ve kadınlar bir halka oluşturuyor “oriraşa” kelimesini tekrar ederek halka boyunca dönüyorlarmış. (Eski Abhaz oyunu “auraaşa” ile mukayese ediniz.)

Böylece genetik yakınlıkları olan Abhaz ve Adige halkları arasında Abhazlarla Abazinler ve Kabartaylar bir takım etnik kültürel parametrelere göre birbirlerin çok yakındır. Aynı etnografik paraleller, ortak isimler, nüfus terkibinin ortaklığı, halkın manevi hayatında benzer şeyler, etnogenetik efsaneler, atasözleri, etiket kuralları, dini inançların ortak olması bu halkların hem genetik yakınlığından, hem de temas ve karşılıklı tesislerden bahsetme hakkını verir.

Kaynak : Çerkes Dünyası Dergisi Sayı-1 (Bahar-1998)

 

1,849 total views, 0 views today

1 Comment

  1. Şenol özçelik dedi ki:

    Hititçe vubıhçanın çözülmesiyle anlaşılmıştır vubıhçayla hititçe aynıdır dil bilimcilere göre zaten vubıhça tam olarak bilinse çerkesliğin daha nice bilinmeyen yönleri ortaya çıkacak yazı güzel ama eksikleri çok bence.

Yorum Yap