Kafdağı’ndan Esen Rüzgar.

                   TSEY YILMAZ DÖNMEZ

Henüz yedi yaşımdayken sevgili dedemin yanına Arnavut bir asker arkadaşı gelir uzun uzun askerlik anılarını anlatırlardı. Televizyondan bir haber olduğumuz bu yıllarda dağarcığımı büyüklerimizin anlattığı masallar ve bir de dedemin askerlik anıları süslerdi. Dedem Kuzey Kafkasya’nın Yukarı Abzax (Kuşhatés Abzax`xer) bölgesinden önce balkanlara daha sonra gelip Erbaa ilçesi, Canbolat Köyüne yerleşmiş Abzax Śey Tıfı’ın torunudur. Babası Degoşeko Harun seferberlite şehit olunca anneannesinin bugünkü adı ile Meydandüzü  Köyüne (Śey Temruko Hable) yerleşmişti. Hemen hemen her olayda herkesten farklı düşündüğü ve aykırı davranışları olduğu için Deli Hasan diye anılırdı.

Dedem olağan üstü çevik, cesur ve zeki bir insandı. Koltuk altı kamasını yanından hiç ayırmazdı. Her çerkes gibi o da at binme konusunda da çok yetenekliydi. Gençlik yıllarında komşumuz olan Kozlu köyünde geleneksel olarak her yıl Gâvur Tarlası’nda yapılan at yarışlarını dört yıl üst üste kazandığında; Kozlu Köyü Thamadeleri (Saygın yaşlıları)  “Deli Hasan küçük atı ile her sene yarışları kazanıyor, bu yıl koşu yolunu uzatalım, hatta birde tepe ekleyelim, bakalım kısa mesafelerde kurşundan hızlı olan o küçük at, bu kadar uzun ve engelli mesafede de yarışı kazanabilecek mi?” demişler.

Dedem yarışlara o yıl da katıldı. Yarış başlamış ve herkes heyecanla yarış yoluna o yıl ekledikleri tepeye doğru bakıyorlarmış ki, tepeye daha yakın olanlar, “Tepeden yıldırım hızıyla inen Hasan’ın atı, ama üzerinde Hasan yok” diye daha geridekilere bağırmışlar. Evet, uzaktan atın üzerinde gerçekten kimse görünmüyordu. Ama at düze indiği anda, rahmetli sırt üstü yattığı atın üzerinden birden doğrulunca herkes şok olmuştu.

Dedemin Arnavut arkadaşı ile yaptığı askerlik sohbetlerinden tanıyıp hayran olduğum Kandur Sefer’den ve Albay Bekir Sami’den bahsedince gözleri bir başka parlar, bir başka nefes almaya başlardı. Kandur Sefer, dedemin askerde tanıyıp arkadaş olduğu can dostu idi. Sivas Kangal’a bağlı Çamurlu köyünden Kandur sülalesine mensup bir Kaberdey’di. Dedem bu yiğit Kaberdey’in cesaretini ve kahramanlıklarını anlattıkça ben kendimden geçiyor ve pür dikkat dinliyordum. Gece yatağıma yattığımda bile bu adamın etkisinden kurtulamıyordum.

Bir gün dedeme; Kandur Sefer’le nasıl tanıştıklarını sordum. Dedem;

*  “Oğul şu dağları görüyor musun?” diyerek parmağıyla Canik Dağlarını gösterdi.

* “Evet görüyorum.” dede.

* “İşte o dağın arkası Karadeniz ve o denizin öbür yakası da Kafkasya.” dedi ve derin bir iç çektikten sonra,

* “Yıllar evvel bir gün Kafdağından Çerkesleri tarumar eden bir rüzgâr esti, o rüzgâr benim dedem Śey Şumaf’ı, ta Kafkasya’dan buralara kadar sürükledi. İşte o rüzgâr yine beni kadim dostum Sefer ile askerde karşılaştırdı.” dedi.

Dedem o gün bana çerkes halkının yaşadığı trajik kaderi, dolaylı şekilde bir rüzgâr olarak anlatmıştı. Ama ben o günkü çocuk aklımla dedemi can dostuyla hep Kafdağından esen o rüzgârın kavuşturduğunu düşünüyordum.

Aradan birkaç ay geçti. Ağabeylerimin okulu nedeniyle köyden tekrar ilçedeki (Erbaa) evimize taşınmıştık. O yıl ben de okula başlayacaktım. İlçedeki evimiz iki katlı, ana cadde kenarında ahşap bir evdi. Okula başlamanın heyecanını yaşadığım o  günlerde bir gün babam ekmek almam için beni çağırdı. Kendisi pencerenin kenarında oturuyor sigarasını içip caddeden gelip geçenlere bakıyordu. Cebinden kâğıt 5 lira çıkartıp bana uzattı.

* “Oğlum karşı bakkaldan git ekmek al.” dedi.

Hiçbir şey demeden parayı aldım ve alt kata indim. Kapıdan çıkarken parayı başıma koydum. Aradaki yolu geçip bakkala gittim. Bana altı tane ekmek vermesini söyledim ve elimi kafama attım, ama para yoktu. Bakkal şaşkın şaşkın bakıp,

* “Ne yani parayı kafanda mı getiriyordun?” dedi.

*” Evet ama herhalde kayboldu.” dedim.

* Bakkal, “Ne aptal çocuklar var!” deyip homurdanmaya başladı ve parayı getirirsem ekmekleri vereceğini söyledi.

Bakkaldan çıktığımda aniden, sert bir rüzgâr estiğini fark ettim ve dedemin sözleri o an aklıma geldi. Hemen koşa koşa evimizin kapısına gittim ve bir gazete parçasını para büyüklüğünde yırtarak tekrar kafama koydum. Yürümeye başlamıştım ki daha üçüncü adımda kâğıt kafamdan uçtu, yaklaşık 20-25 metre uçtuktan sonra karşı komşumuzun samanlık duvarına çarparak yere düştü.  Belki çok büyük bir tesadüftü ama babamın verdiği 5 lira da benim yırtarak başıma koyduğum kâğıdın birkaç karış yanında idi. Parayı yerden aldım ve bakkaldan ekmekleri alarak eve geri döndüm.

Babam bütün bu olup bitenleri en başından sonuna kadar pencere kenarından hayretler içinde izlemişti. Daha sonraları bu olayı, başta beni aptal sanan bakkal olmak üzere dostlarına defalarca anlattığını biliyordum.

Babam o gün her şeyi gördüğü halde birkaç gün sonra;

* “Oğlum, bakkal birkaç gün önce seni ekmek almaya gönderdiğimde verdiğim parayı kaybettiğini söyledi. O ekmekleri nasıl aldın?” diye sordu.

* “Evet baba parayı kaybetmiştim, ama sonra geri buldum.”

* “Peki nasıl buldun?” dedi.

Bir an dedemle Kandur Sefer’i düşündüm ve…

* “Kafdağındandan esen rüzgâr sayesinde baba.” dedim.

Evet, masallar diyarı Kafdağından esen rüzgâr dedemi kadim dostu Kandur Sefer ile buluşturmuş o gün benim de ekmek paramı bulmamı sağlamıştı. Ben o gün henüz 7 yaşındaydım, şimdi yaşım epey ilerledi ve bugün büyük bir ümitle tüm çerkesleri kucaklaştıracak bir rüzgârı daha bekliyorum.

Yılmaz DÖNMEZ

278,941 total views, 1,151 views today

1 Comment

  1. Ayse Piskin dedi ki:

    Harika.
    Insallah oyle bir ruzgar eser. Nefretleri, Dusmanliklari, dilim varmiyor kiskancliklari götürür. Aydinlik ve dost kafalari bir araya getirir.
    Dua ediyorum.

Yorum Yap