Kuzeybatı Kafkas Dillerinin Ayrışmaya Başlaması

TSEY YILMAZ DÖNMEZ

Dil taşıyıcısı olduğu halkın bireyleri için, diğer kişilik ve karakter belirleyicilerinin yanı sıra (ortak bir coğrafya, ortak bir tarih, ortak bir din, ortak bir kültür v.b.) kendisini tanımlaması ve bir grubun (ulusun) mensubu olduğu anlamına gelir.

Ulus dilinin korunması fikri; gelenekleri ve diğer kültürel belirleyicileri kendi ana dilinde özgürce aktarabilmeye odaklanır. İnsanın olduğu yerde dil vardır. Toplu halde yaşamak zorunda olan insanlar, edindikleri bilgileri birbirlerine ve sonraki kuşaklara aktarmak durumundadır. Bu gereksinim dilin oluşmasına ve gelişmesine neden olmuştur. İnsanların birbirleriyle anlaşmaları, bilgi birikimlerini birbirlerine ve sonraki kuşaklara aktarmaları dille olasıdır. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi için dil vazgeçilmez bir öğedir. Dil insanı insan eden, insanca özelliklerin en başında gelir.

İnsan toplumuna kimliğini, insana ulus olmanın onurunu kazandıran, kendi öz değeri olan ulusal anadilidir. Her ulusun yaşam şekli, ekini(*), düşünsel nitelikleri onun diline etki eder ve onu biçimlendirir. Uluslar dillerine bağlı olarak varlıklarını sürdürürler. Bağımsızlık ve özgürlükleri dillerine de yansır. Tarih sahnesinden çekilmiş toplum ve uygarlıkların dilleri canlılığını yitirir. Dile canlılığını veren temel ilke, özgürlüğün yitirilmesiyle ortadan kalkar.

Bir ulusun bireylerini, birbirlerine anlamlı bir şekilde ancak ulusal dil bağlar. Ulus dilinin oluşması ancak ortak bir yaşam, ortak bir ekin, özetle ortak bir tarih sonucudur. Her toplumun, her ulusun beklentileri, istekleri, duygu ve düşünceleri, takındıkları tutum farklıdır. Buna bağlı olarak ta her toplumun belli bir dünya görüşü vardır. Bu dünya görüşü, o ulusun diline yansır. Bir ulusun duyma, düşünme biçimi ve karakteri, nesneleri, olayları ve olguları kavrayış biçimi, ulusun dilini etkilemeden, o ulus üzerine etki yapmaz.

Ulusal bağımsızlık ve egemenlik dili de egemen kılar ve dil bu durumda çok canlı bir şekilde devinir ve buna bağlı olarak düşünce etkinliği de en yüksek gücünü dille ortaya koyar. Bir ulusu oluşturan bireyler, ortak kültür değerlerini dil yoluyla paylaşır. Ulusal dil, bir yandan da insanlığın ortak malı olan uygarlığın izlerini taşır, ulus olmanın ötesinde insan olmanın erdemlerini de yansıtır.

Bu nedenle bütün dillerin korunması ve yaşatılması insanlık için çok önemlidir. Her şeyden önce dilin korunması; içerisine kavramlar, kategoriksel ve kültürel boyutlar kodlandığı için o dili konuşan insanlar için hayati öneme haizdir. Her dil o dili konuşan halkın aynası ve insanlığa armağan ettiği büyük bir mirastır. Küçük bir çocukken öğrendiğiniz dil kendinizi en güzel ifade edebileceğiniz araçtır. Çerkes dili de dünya üzerindeki diğer dillerin sahip olmadığı pek çok özelliğe sahip olduğu için, dil bilimi açısından teorik bir öneme sahiptir. Ses birimlerinin çokluğu ve ses sistemi, çok şahıslılık ve fiil yapılarının karmaşıklığı bunlara örnek olabilir. Tüm Kuzeybatı Kafkasya dillerinin ses sistemlerinin çok zengin olduğu genel olarak bilinen bir gerçektir. Ubıx dili 80 ünsüz sesbirimi ile dünyadaki diller arasında en yüksek ses birimine sahip bir dil olarak kabul edilmektedir. Örneğin İngilizce’deki sesbirimi Ubıx dilindeki ses biriminin yarısı kadardır. Tek ilgi çekici durum yüksek sayıdaki sessel farklılıklar değil, alışılmadık telaffuz kombinasyonlarının ilginç yapısı ve çok şahıslılık da dikkat çekicidir. Çerkes dilinde bir fiil yapısını ele alırsanız onun anlamını koruyarak İngilizce veya Türkçeye ancak tam bir cümle olarak çevirebilirsiniz. Örneğin: “Pızğeśeşü`tıjığededağ”//(Nerdeyse uç kısmından basınçlı ve hızlı bir şekilde fırlatmak üzereydim…!!!!) Sonuç olarak Çerkes dili diğer dillerin hiçbirinde olmayan gramatik özellikleri ile dünya dillerine ve dünya kültürel mirasına büyük bir katkı sunmaktadır. Eğer Çerkes dili bugün yaşıyor olmasaydı dünya dilsel zenginliğini ve diğer diller de farklılıklarını kaybetmiş olacaklardı.

Arkeolojik yöntemlerle ortaya çıkartılan ilk yazılı belgeler, bundan birkaç bin yıl öncesine aittir.  Tarih boyunca bazı diller, savaşlar, istilalar ve göçler nedeniyle kaybolmuştur. Dünya etnoloji veritabanına göre bugün dünyada konuşulan yaklaşık 7000 (Yedi bin) dilin kökeni kesin bir şekilde kanıtlanabilmiş değildir. Ancak dilbilimciler çeşitli ölçüler kullanarak dilleri karşılaştırmakta ve akrabalıklarını ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Diller buna göre sınıflandırılmakta, ses yapısı, kelime yapısı, gramer yapısı ve kelime sayısı gibi ölçüler kullanılmaktadır. Bugün var olduğu kabul edilen 7000 dilin 20 dil ailesine ayrıldığı kabul edilmektedir. Amerikalı dilbilimci Catford’un araştırmalarına göre bu 20 dil aile grubunun 1970 yılı verilerine göre dağılım şu şekildedir.

Sıra No :  Dil Ailesi                    :           Nüfus                         :

  1. Hint-Avrupa                                         2.000.000.000
  2. Sine (Çin)-Tibet                                   1.040.000.000
  3. Nijer-Kenge                                             240.000.000
  4. Afre-Asya                                                 230.000.000
  5. Avustralya                                               200.000.000
  6. Dravtan                                                   140.000.000
  7. Japon                                                       120.000.000
  8. Altay                                                           90.000.000
  9. Avustralya-Asya                                       60.000.000
  10. Kore                                                            50.000.000
  11. Tai                                                               50.000.000
  12. Nilo-Sahara                                               30.000.000
  13. Güney Amerika                                         25.000.000
  14. Ural                                                             23.000.000
  15. Miao-Yao                                                      7.000.000
  16. Kafkas                                                           6.000.000
  17. Hint-Pasifik                                                 3.000.000
  18. Koisan                                                                 50.000
  19. Avustralya Yerlileri                                          50.000
  20. Paleo-Sibirya                                                     25.000

Genel Toplam :                                      4.314.125.000

Yukarıdaki rakamlara göre Türkçenin dâhil olduğu Altay Dil Ailesi 90 Milyon nüfus ile 8’nci sırada, Kafkas Dil Ailesi ise 6 Milyon nüfusla 16’ncı sıradadır. Dil aileleri yerine en çok konuşulan diller esas alındığında ilk beş sıra şu şekilde oluşmaktadır.

  1. Çince          :           1 Milyar
  2. İngilizce     :           350 Milyon
  3. İspanyolca :           250 Milyon
  4. Hintçe        :           200 Milyon
  5. Arapça        :           150 Milyon

Bir dil, bir ülkede resmi dil olmasa da belirli topluluklar tarafından yaygın olarak konuşulabilir. Ayrıca çok dilin konuşulduğu bir ülkede herkes tarafından konuşulmasa da tek bir resmi dil olabilir. Çok dilli toplumlarda, resmi olmasa bile ortak bir anlaşma dili kullanma zorunluluğu vardır. Örneğin “Dağlar Ülkesi” veya “Diller Ülkesi” olarak ta adlandırılan Dağıstan’da Arapça yüzyıllar boyu dil olarak kullanılmış, daha sonra Kumukça’ya (Türkçe ile aynı aileden) geçilmiştir.

Bugün Kafkasya’nın halklar ve diller ülkesi olduğu bilinen bir gerçektir. Bu konuda M.Ö. HEREDOT, STRBON, PLİNİUS, Orta çağda AL MAKSUDİ, İNB HAVKAL, EBU FİDA ve gibi gezgin ve tarihçiler oldukça net bilgiler vermektedir.

Yerli Kafkas dillerinin sayısı Amerikalı dilbilimci Catford’a göre 37’dir. Bunların tümü yazı dili değildir. Bugün bilim adamlarının ortak kanısı Kafkas Dillerinin apayrı bir dil ailesi oluşturdukları şeklindedir. Kafkas dillerinin tarihsel çağlarda herhangi bir yerden gelmediği ve en azından 4000 (Dört bin) yıldır Kafkasya’da konuşulduğu kabul edilmektedir. Söz konusu olan Kafkas dilleri yerli Kafkas dilleri olup sonradan Kafkasya’ya geldiği bilinen ve bugün Kuzey Kafkasya’da konuşulan (Örneğin: Hint-Avrupa ailesinden Osetçe, Altay ailesinden Kumukça gibi) diller bilimsel sınıflandırmada Kafkas Dil Ailesi içinde yer almaz. Amerikalı dilbilimci Catford’un 1970 yılı verilerinde Kafkas dillerinin konuşucu sayısı 6 Milyon olarak belirtilmektedir. Bu rakamın gerçeği yansıtmadığı aşikârdır. Çünkü Türkiye’de nüfus sayımları etnik kimliklere göre yapılmamaktadır. Dolaysısıyla Kafkas dillerini konuşanlarının sayısının bundan fazla olduğunu söylemek mümkündür.

Kafkas Dil Ailesinin dışında, bölgeye sonradan gelen halkların getirdikleri diller de mevcuttur. Doğaldır ki bu halklarda Kafkasya’nın bir parçası olmuşlar, yerli halkla kaynaşarak Kafkas kültürünü ve kimliğini oluşturmuşlardır. Kafkasya’nın bu tarihsel birleşimi göz önüne alınarak Kafkasya dillerini YERLİ KAFKAS DİLLERİ ve DIŞARIDAN GELEN DİLLER şeklinde iki sınıfa ayırmak mümkündür.

 

YERLİ KAFKAS DİLLERİ:

1. Güney Kafkas Dilleri (Kartvel-İber): Gürcüce, Zan Grubu (Mingrelce-Lazca) ve Svanca.

2. Kuzey Kafkas Dilleri:

a. Kuzeybatı Kafkas Dilleri: Abazaca, Ubıxça, Adigece (Kaberdey, Besleney, Şapsığ, Çemquy, Bjeduğ… ve şiveleri)

b. Kuzeydoğu Kafkas Dilleri (Hazar dalı-Çeçen-Nah):

(1) Vaynah Grubu (Çeçen-İnguş-Batsca)

(2) Avar, Andi, Dido Grubu.

DIŞARIDAN KAFKASYA’YA GELEN DİLLER:

  1. Hint-Avrupa Dilleri: Ermenice, İran Dili (Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneybatı)
  2. Altay Dilleri: Türkçe (Oğuz Grubu, Kıpçak Grubu)
  3. Semitik Diller: (Batı Semitik-Arami Grubu)

Dünyada her şeyin değiştiği gibi, kuşkusuz dillerde değişmektedir. Bu zaman içinde süregelen son derece doğal bir süreçtir. Dilbilimciler, akrabalığı olan veya aynı aileden kökten geldiği düşünülen dillerin ne kadar zaman yıl önce farklılaştığına dair çalışmalar yapmışlardır ve halen yapmaya da devam etmektedirler. Bu çalışmalarda genellikle bir kelime listesi esas alınmakta ve iki dilin birbirine benzer kelimeleri yüzde olarak saptanmaktadır.  Bu yüzde ne kadar düşükse, dillerin o kadar eski bir tarihte ayrılmaya başladığı düşünülerek ayrılmaya başladıkları zaman tespit edilmeye çalışılmaktadır. Örneğin eğer iki dil arasında % 60 ortak kelime var ise bu dillerin matematiksel bir hesapla 17 yüzyıl önce birbirlerinden ayrılmaya başladıkları belirtilmektedir. Bu hesaplama da zaman ölçeği en fazla 25.000 (Yirmi Beş Bin) yıl öncesine gitmektedir. Bu tekniğe göre Amerikalı Dilbilimci Catford’un Kuzeybatı Kafkas Dilleri arasında tespit ettiği ortak kelime sayısı dikkate alındığında ayrışmaya başladıkları yıl hesabı şu şekildedir.

  1. Kuzeybatı Kafkas Dilleri Arasındaki Kelime Ortaklığı:

* Abhaz-Adige % 27,

* Abaza-Adige % 31,

* Adige-Ubıx % 40,

* Abhaz-Abaza % 80,

* Adige (Batı Diyalekti)-Kabartay (Doğu Diyalekti) % 92,

  1. Kuzeybatı Kafkas Dillerinin Ayrışmaya Başladığı Tarihler:

Bu tekniğe göre aynı kökten gelen Kuzeybatı Kafkas Dillerinin (Adigece’nin diyebiliriz) farklılaşmaya başladığı yıllar şu şekilde hesaplanmıştır.

Adige-Kabartay (%92) ile 270 yıl önce,

Abhaz-Abaza (%31) ile 740 yıl önce,

Adigece-Abhaz+Abaz (Ortalama % 29) ile 4220 yıl önce.

Kuşkusuz bu yöntemin yetersizlikleri vardır ve sonuçlar yalnızca bir hipotez olarak ihtiyatla değerlendirilmelidir. Bu teknikteki en temel varsayım, ele alınan dillerin tek bir kökenden geldiğine ilişkindir. Oysa iki dil, iki ayrı kökten gelseler bile, toplumların karşılıklı ilişkileri nedeniyle ortak kelimelere sahip olabilirler. Öyleyse bu tekniğin tek başına, türeme ilişkilerini ortaya koymadığını, ancak diğer bilimsel bulgularla birlikte anlamlı olarak kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Ancak bu konuda bugüne kadar henüz başka bir teknik geliştirilemediğinden, tüm yetersizliklerine rağmen bu teknik 1940 yılından beri halen uygulanmaktadır.

Bu istatiksel bulgular ya da hipotezler tarihçilerin ve arkeologların bazı yorumları ve bulguları ile birleştirilince daha anlamlı ve açıklayıcı olmaktadır. Yukarıdaki verilere göre Abhaz-Abaza dili ve Adige dili arasındaki farklılıklar ilk kez M.Ö. 2000 yıllarında oluşmaya başlamıştır. Örneğin dilbilimci Sulimirsky’e göre Kuzey Batı Maykop kültürünün başlangıcı M.Ö. 2500-3000 yıllarıdır ve bu kültürün Karadeniz kıyısından kuzeye doğru bir göç sonucu oluştuğunu belirten teori de mevcuttur. Bu tahminlerin ihtiyatla karşılanması gerekir. Örneğin ortak kelimelerden biri konusunda yanlış analiz yapılırsa, sonuçta 300 yıllık bir süre hatası yapılmış olmaktadır. Kafkas dillerinin birbirleri ile benzerlikleri yanında, Avrupa’da izole bir dil olan Baskça ve eski bir Ortadoğu dili olan Urartuca ve belgelenmiş en eski yazıtlara sahip Hititçe gibi dillerle olan ilişkileri konusunda geliştirilmiş teoriler de vardır. Bu ilişkilerin daha sağlam bilimsel dayanaklara kavuşturulması, dilbilimci, tarihçi, antropolog vb. bilim adamlarının yeni çalışmalarını beklemektedir.

Bugünkü Abhazca ve Adigece (Ubıx dili dahil) eskiden tek bir dil olan anadilden ayrılmış iki dildir. Kuzey Kafkas dil ailesine mensup Abhazca ve Adigecenin aynı anadilden türemiş ve zaman içinde değişime uğramış olması,  Adıgelerin Kafkasya’nın  otokton (yerli) halkı olması teorisini kanıtlaması anlamına gelir. Çünkü Kafkas dillerini konuşan halklar Kafkasya’nın en eski sakinleridir ve bu halklar köken olarak birbirine bağlıdır. Akademisyen G.A.Melikişvli şöyle yazıyor: “Yerli Kafkas dillerini konuşanlar en eski çağlardan beri Transkafkasya ve Kuzey Kafkasya topraklarında yaşıyorlardı. Bilim adamları bunun aksini gösteren ve Yerli Kafkas grubundan olmayan kavimlerin Kafkasya’nın en eski sakinleri olduğuna işaret eden bir kanıta sahip değillerdir.”

Aynı tezi savunan B.A.Kuftin de arkeoloji çalışmalarında edinilen kanıtların Kafkasya’da eskiçağlardan beri büyük çaplı bir etnik değişime işaret etmediğini yazmış, eskiden beri bu bölgede kültürel gelişmelerin aralıksız devam ettiğini ve yerel nitelik taşıdığını belirtmiştir.

Böylece Adigelerin kökeni sorusunu genel olarak Kafkas etnik dünyasının oluşum sürecinden ayırmaksızın bir arada ele alırsak M.Ö.3 Bin yılında ve hatta daha önce, yani taş devrinde artık otokton Kafkas etnik kitlesinin varlığından bahsetmiş oluruz.

Kaynaklar :

-Us Düşün ve Ötesi Dergisi-1999

– Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adige-Abhaz Dillerinin Konulu Konferans Metinleri.

– Ruslan BETEROZOV (Çerkeslerin Etnik Tarihi.)

(*) Ekin: Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarıdır.

3,400 total views, 2 views today

2 Comments

  1. Mehmet Rıza dedi ki:

    Değerli TSEY YILMAZ DÖNMEZ,

    Cevabımı ”Gábor Bálint de Szentkatolna (1844-1913) ve Kabardeyce Çalışması Hakkında ”
    Toplumumuza değerli katkılarda bulunuyorsunuz ,
    Teşekkürler.

  2. Mehmet Rıa dedi ki:

    Değerli TSEY YILMAZ DÖNMEZ,

    Kabardey dili ile ilgili dilbilim araştırması varmı ? var ise kafkas dil gurubundan olduğu nerde ve kim tarafından tesbit edildi.Ben bu bilgilere ulaşamadım , kaynak var ise yardımcı olurmusunuz. ( Kuzeybatı Kafkas Dilleri: Abazaca, Ubıxça, Adigece (Kaberdey, Besleney, Şapsığ, Çemquy, Bjeduğ… ve şiveleri))Bu saydığınız diller aynı dil ailesinden mi ?
    Teşekkürler.

Yorum Yap