Diaspora Çerkeslerinin Mesleklenmesi-2

BEZROKO YILMAZ DÖNMEZ

Önceki makalede hangi maksatlara ulaşmak için meslek seçtiğimizi ve meslek kategorilerini ele aldık. Bu bölümde mesleklenmeyi etkileyen/belirleyen etkenlere odaklanacağız. Genel olarak meslek seçimine yön veren en önemli etkenler ülke gerçekleri, iş piyasası, idealler, kişisel yetenekler, ilgi alanları, tutkular ve mizaçtır. Bunların dışında çeşitli sebeplerle pek dile getirilmeyen bazı önemli etkenler de vardır. Şimdi bunlara kısaca değinelim.

1- Bir ülkenin siyasî yönetimi ve yönetenlerin meşruiyet durumu mesleklenmeyi doğrudan etkiler. Azınlığın yönettiği uydu devletlerde ve ulus devletlerde diaspora toplumlarının hukuk, kamu yönetimi, siyasal bilimler ve askerlik gibi mesleklere girmemesi için bazı doğal engeller konulmuştur. Bu ülkeler yükseliş basamaklarındaki kısıtlamaları kontenjan yoluyla, soyut ve muğlak mülakatlarla ya da sınav ücretlerini yüksek tutarak kontrol ederler.

2- Aile mirası ve gelenekler: Bazı meslekler nesilden nesile intikal ederek gelenekselleşir. Osmanlı Devletinin yükseliş döneminde ilmiye, askeriye, mülkiye gibi konularda ihtisaslaşmış aileler için ‘Ocak aile’ tabiri kullanılmıştır. Ocak aile tabirini hak eden en ünlü aile olan Çandarlı ailesi, devlete uzun yıllar sadrazam ile vezir yetiştirmiştir. Ünlü Evrenos ailesi de askeriye sahasında nam salmış bir ailedir. Osmanlı Devletinin çöküşüyle birlikte bu ailelere gereken önem verilmeyerek bir kenara itilmiştir. Yurt dışında da Rockefeller ailesi petrolde, Rotschild ailesi de finans sektöründe ihtisaslaşmıştır. Spor dünyasından Williams ailesi de ocak ailelere verilebilecek örnekler arasındadır. Serena ve Venüs adlı iki ünlü tenisçi kardeşi keşfeden ve ilk derslerini veren babaları Richard Williams olmuştur. İlk yönlendirme ve eğitimler aile içinden verilmiştir. Dünya tenis sıralamalarını alt üst eden Williams kardeşler dışında daha birçok aile belli mesleklerde ihtisaslaşmış, geçmişin deneyimlerini güce ve başarıya dönüştürme yönünden öne geçmeyi başarmıştır.

3- Gizli telkin: Ülkemizde mesleklenmeye yol açan önemli kriterlerden biri de kimi iyi niyetli kimi art niyetli olarak yapılan gizli telkinlerdir. Aile, yakın arkadaş çevresi, okuldaki bıçkın tipler veya rol modeli seçilen öğretmen tarafından yapılan telkin öncelikli olarak zihinde yer bulur.  Bilhassa okuldaki sembol öğretmenlerin meslekler hakkındaki öngörüsü bu mesleğe ilginin artmasına yol açar. Bu sebeple çoğumuz sorulduğunda idol bildiğimiz kişinin mesleğini yani öğretmenliği tercih ettiğimizi söyleriz. Halbuki öğretmenliğe karşı ne ilgimiz vardır ne de meslek hakkında yeterli bilgimiz. Küçük yaştaki çocukları ayartan meslek değil gözünde büyüttükleri öğretmenin kimliğidir. Saf veya masum görülebilecek telkinlerin dışında bir de art niyetli olarak siyasi maksatlarla yapılan telkinler vardır. ‘Kız çocuğunu okutup ne yapacan?’ türü sürekli diri tutulan telkinler, bilhassa muhafazakâr camiayı hedef alan plânlı ve programlı telkinlerdir. Ülkemizin gündemini yıllarca meşgul eden başörtüsü sorununun altında yatan kirli maksat, kızların mesleklenerek bilinçli ve eğitimli nesiller yetiştirmesinin önüne geçmektir. Türkiye’de iki örgütlü grup, ‘kulak gazetesi’ adı verilen yöntemle en ücra köşeye kadar bu tür telkinleri yayabilmektedir.

4- İkametgaha yakınlık.

5- Mecburiyet: Bir mesleğe mecbur olmanın çeşitli sebepleri vardır. Arzu edilen üst düzey meslekler için alınan puanın düşük kalması ve aile baskısı mecburiyetin iki önemli sebebidir. Çerkesler demokrat karakterli kimselerdir. Çocukları meslek seçiminde serbest bırakmayı bu karakterin bir gereği sayarlar. Ruhu okşayan ve asil gibi görünen bu davranış gerçekte hatalıdır, çocuklar meslek seçiminde başıboş bırakılmamalı, mutlaka uzmanlardan destek alınarak yönlendirilmelidir.

6- Popülarite ve itibar: Özellikle ülkemizde ebeveynler çocuklarının doktor, hakim ve subay olmasında ısrarcıdırlar çünkü bu mesleklerin popülaritesi ve itibarı yüksektir.

7- Güç ve otorite: Siyasî misyon güden oluşumlar güç ve otorite elde etmek için yeni jenerasyonu belli mesleklere yönlendirirler. Güç ve otorite biriktirmeye en müsait meslekler hukuk, subaylık, polislik ve işletmedir. İşletme sermaye ve para birikimi, diğerleri ise kamu yönetim erkini elde etmek içindir.

8- Bağımsızlık-özgürlük duygusu: Bazı kişiler özelde de erkekler bağımsızlık-özgürlük duygusunu tatmin için mesleklenmeyi tercih ederler. Mimarlık mesleğinin kazandırdığı bağımsızlık-özgürlük duygusu hiç şüphesiz memuriyet görevlerinden yoğundur. İkinciye veya daha fazla sayıda kişiye bağlı ve bağımlı değildir. Zaman ve mekâna bağlılığı esnek ve özneldir. Kişi bu meslekte en fazla karar verme yetki ve imtiyazına sahiptir.

9- Seyyaliyet (mobilite): Her mesleğin uluslararası geçerliliği ve taşınabilirliliği yoktur. Bir öğretmen Türkiye’de aldığı diplomayla Abhazya’da veya Kabardey Balkar’da öğretmenlik yapamaz. Ama bir tıp adamı veya mühendis dil sorununu aştığı takdirde dünyanın her yerinde diplomasıyla görev yapabilir. Keza yüksek sermaye sahipleri için de aşılmaz hiçbir sınır yoktur. Diaspora Çerkesleri anayurtlarına dönüş ihtimaline binaen bu hususa özellikle dikkat etmek zorundadır.

10- Genetik kabiliyet: Her toplumun kendine ait karakteristik özellikleri bulunur. Ermeniler zanaatkârlıkla haşır neşir bir millettir. Yahudiler para ve sermaye değerlemelerinde kabiliyetlidir. Çerkesler de edebiyat, dil, kültür ve sanat alanlarında bir adım öne çıkmış, ticaret,  mühendislik ve siyaset gibi alanlarda kendilerini gösterememişlerdir. Ülkemizde kültür ve sanat alanında geçinme mümkün olmadığından önce bu imkânı veren mesleklere yönelinmeli, yeterli garanti sağlandıktan sonra asıl yetenekle ilgilenmeye başlanmalıdır. Velhasılı, her toplum mesleklenme aşamasına gelindiğinde genetik koduna işlenmiş kabiliyetleri gözönüne almak zorundadır.

Bunların dışında;

Meslek seçiminde düşünülmesi gereken hususlardan biri de mesleğin temel insani vasıfları yerine getirmeye imkân tanımasıdır. Bu vasıfların en önemlisi düşüncedir. İnsanlık düşünmekle başlar, düşünemez hale gelince bedenen devam etse de felsefi bakımdan biter. Düşünce aynı zamanda insan hareketlerini sevk ve idare eden ‘KUVVE’ konumundadır. Davranışların iyi, doğru, güzel ve faydalı oluşu düşünceyle anlaşılır. Dolayısıyla bir mesleğin insanın düşünme yeteneğini kullanmasına izin vermesi gerekir. Oysa bazı işkolları insanı bir robota indirgemekte, robota has şekilde işlere yöneltmektedir. Örneğin bir fast food işletmesinde köftelerin her iki yanını üçer dakika ara ile kızartmak bilahare yandaki sos görevlisine teslim etmek ve bunu 8 saat boyunca biteviye yapmak ya da bir AVM’nin kasasında hepsi 3-5 hareketten oluşan eylemi binlerce kez tekrar etmek hiç şüphesiz insani bir faaliyet olarak değerlendirilemez. Bir İskandinav ülkesindeki bazı gençler de böyle düşünmüş olmalı ki, topluca iş bırakma eylemi gerçekleştirmişlerdir. Bu tür iş yerleri özellikle gençleri tercih etmektedir. Çünkü gençler özerkliklerini makine, kural ve yönetmeliklerin emrine yetişkinlerden daha kolay verirler.  Duygu dünyası hayli zengin olan Çerkes gençliği, insanı robota dönüştüren bu tür mesleklerden kesinlikle uzak durmalıdır.

Aynı şekilde, bürokrasinin bazı kolları da insansız dev bir teknoloji görünümündedir. Bürokrasinin sürekli kendini tekrar eden otomatik işleyişi, insan düşüncesinin yerine kural ve yönetmelikleri geçirmektedir. Kurallara uygun olarak saatlerce birbirinin kopyası işleri yapmak, insanı ruhsuz bir mekanik robota dönüştürmektedir. Düşüncenin yanı sıra insana has farkındalık da rafa kalmaktadır. Var olmak ve hayatın akışında söz sahibi olmak istiyorsak düşünmek, düşünmek için de bu ayrıcalığı veren mesleklere sahip olmak gerekir.

Devam edecek…

Yorum Yap