Türkiye Çerkes Diasporasının Kutup Yıldızı: İzzet Aydemir -1-

HABRACU MURAT ÖZDEN

Gönen, Manyas, Bandırma ve Biga yöresindeki Çerkeslerde, Çerkes meselesine karşı genel bir ilgisizlik vardır. Bu ilgisizlik, onların iyi Çerkesler ya da kötü Çerkesler olmasından değil, devletin kendilerine uyguladığı kötü muamele,baskı ve sürgünlerden kaynaklanmaktadır. O bölgelerde Çerkes meselesini götürmeye çalışan kesimler, genellikle eğitimli kimselerden oluşmaktadır.

Benim büyümüş olduğum Gönen’in Üçpınar Köyü de, devlet baskısını bire bir iliklerine kadar yaşamış bir Çerkes köyüdür. Anavatanları Kafkasya’dan, önce Balkanlara sürülmüş olan üçpınarlılar, 93 harbinde Osmanlının yanında Ruslara karşı savaştıkları için,1878 Berlin anlaşmasına eklenen bir karar gereği, yerleştirildikleri Balkanlardan, Balıkesrin Gönen ilçesine yeniden sürüldüler. Osmanlının bitmeyen savaşlarına katılmışlar, Kurtuluş savaşında padişaha olan bağlılıkları ve minnetleri gereği Anzavur’un yanında yer almışlardı.

Bu yüzden köyleri Çerkes Ethem tarafından üç defa yakılmıştı. Kurtuluş savaşı biter bitmez, Türkiye’nin ilk dalıp sürgüne gönderdiği köylerdendi Üçpınar. Önce Afyon’a, oradan Niğde ve Malatya’ya kadar sürülmüşlerdi. Lozan anlaşmasıyla, genel af ilan edilmiş ve sürgün cezaları da kalkmıştı. Perişan bir biçimde köylerine dönmüşler ama evlerine girememişlerdi. Çünkü evleri ve malları yörükler tarafından gaspedilmişti. Güç bela işgalcileri kovup evlerine yerleşebilmişlerdi. Ama devletin ve jandarmanın gözü ve sopası üzerlerindeydi. Üçpınar Köyünde Karakol teme (karakol tepesi) diye bir yer vardı. Ben oradaki karakolu görmedim çünkü yıkılmıştı. Ama yaşlılar oradaki jandarma karakolundan dolayı adının  karakol teme (karakol tepesi) olduğunu anlattılar. Gönen’in hiçbir köyünde karakol yoktu. Ama Üçpınar’da jandarma karakolu, Çerkesce konuşanaları izlemek, Çerkes düğünü yapacak olanları cezalandırmak için yapılmıştı. Çerkesce konuşanlar karakola çekilip para cezası kesilip dayakla cezalandırılıyordu. Çerkes düğünü yapmak isteyenlere jandarma saldırıyor, mızıkalarını parçalıyor  “Burası Rusya değil, aklınızı başınızı alın” denilerek düğün sahipleri cezalandırılıyordu. Bütün Çerkes köylerinde davullu-zurnalı düğün yapılması zorunlu tutuluyor, Çerkes mızıkası gizli saklı çalınıyordu.

Benim doğduğum 1955 yılından 1965 yılına kadar gördüğüm Çerkes köylerindeki çocukluğumun düğünleri, davullu-zurnalı, içkili, kavgalı tam Türk köylerine benzeyen düğünlerdi.

Üçpınar Köyündeki son davullu-zurnalı düğün benim sünnet düğünüm olmuştu. Çünkü uygulanan baskılar sonucu davullu-zurnalı düğünler Çerkes köylerinde kabul görmüş, Çerkes düğünleri terk edilir olmuştu. Davul tutamayıp dümbelekle düğün yapanlar için “vah vah bir davul tutamadı zavallı” diye acınırdı.

Ben ilkokul 5. sınıfta sünnet olduğumda on bir yaşındaydım. Köyümüzde okumuş öğretmen, mühendis, memur olmuş ağabeylerimiz vardı (Fahrettin, İlter, Hakkı ve Erdinç ağabeyleri saygıyla anıyorum). O ağabeylerimiz babamla konuşup, eğer köye düğün için davul-zurna gelirse düğüne katılmayacaklarını bildirdiler. Köyde bir kriz oluştu. Bir orta yol bulundu. Davul-zurna fazla ortalıkta görünmeyecekti. Gece kesintisiz bir biçimde Çerkes düğünü yapılacaktı. Öyle de oldu. Gece kesintisiz bir biçimde sabaha kadar coşkulu bir Çerkes düğünü yapıldı. Ve benim sünnet düğünüm Üçpınar’daki son davullu düğün oldu.

İlkokula başaldığım 1961 yılında, 27 Mayıs askeri darbesi birinci yılındaydı. Türk Milliyetçiliği ve Atatürkçülüğün okullarda tam gaz pompalandığı yıllardı. Darbecilerin “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” ilan ettikleri 27 Mayısa siyah önlüğümle çok katılmışlığım olmuştu. Okuduğumuz Emin Oktay tarihinde, insanlığın kaynağı olarak Türklük gösteriliyor ve sürekli Türklük yüceltiliyordu. Ben de çocuk halimle, Çerkesleri Türklerin bir kolu sanıyor ve en iyi Türk olmaya çalışıyordum

Babama gelip, “biz Türk düğünü istemiyoruz, Çerkes düğünü yapmak istiyoruz” diyen ağabeyleri anlayamıyordum. (Onlar meğer okudukları büyük şehirde İzzet Aydemir’in rahle-i tedrisinden geçmişler). Ortaokula başladığımda ise kasabada en sevdiğim yer kütüphane olmuştu. Gece gündüz kütüphaneden çıkmıyor, elimde sürekli okuyacak bir şeyler oluyordu. Bir gün şimdi rahmetli olmuş olan Fahrettin abi “Bunları da okurmusun” diyerek, “Kafkasya Kültürel Dergi”lerini elime verdi. Bir solukta hepsini okuyup bitirdim. Bütün dünyam alt üst olmuştu. “Okulda bize öğretilenlerin hepsi yalanmış meğer, demek biz Türk değilmişiz “dedim.” Hemen ağabeylerime gidip okuyacak yeni şeyler istedim. Onlarda bana General İsmail Berkok’un, “Tarihte Kafkasya” ve Jabağı Baj’ın “Çerkesyada Sosyal Yaşam ve Adetler” kitaplarını verdiler. Onları da bir solukta okudum.

Ortaokul son sınıfta okuyan, Türk Milliyetçisi olması eğitimi verilmiş bir çocuk, İzzet Aydemir’in çabaları ile “Çerkes Milliyetçisi”olmuştu.

***

Bende “Çerkes Kimliği” bilinci oluşturan o adamın ismini, okuduğum “Kafkasya Kültürel Dergi”nin künyesinde görmüştüm. İmtiyaz sahibi “İzzet Aydemir” yazıyordu. Bana göre son derece önemli bir iş yapan bu adamı hep merak ettim. Derginin çeşitli sayılarında, il ziyaretlerinde çeşitli dernek yöneticileri ile çekilmiş resimlerini inceledim. Benim fikrimce o zamanlar Türkiye’nin başbakanı olan Süleyman Demirel’den daha heybetli ve önemli görünüyordu gözüme bu sarışın ve gözlüklü adam.

Bize kah ziyaret ettiği Kafkasyayı anlatmış, kah Ürdün Çerkeslerini tanıtmış, Çerkesce yazan şairlerin ve yazarların olduğunu göstermişti. Dünyada yaşayan bir Çerkes varlığı olduğu ve haklarının olması gerektiği konusunu ucundan da olsa aydınlatarak, kendimize güvenmemizi sağlamıştı.

İzzet Aydemir’in yaşamı ve mücadelesi, bir dava adamı olmak için, sadece inanarak yola çıkmanın yeterli olduğunu gösteren bir belgesel gibidir. 1925 yılında Kilisli Çuşha ailesinin evladı olarak 1925 yılında doğmuş olan İzzet Aydemir, tam da Türkiye’nin en ırkçı döneminde gençliğini yaşamıştır. Polis Komiseri olan babasının görevleri nedeniyle, ilk okulu Afyonda, ortaokulu Burdur’da, Liseyi İstanbul Kabataş Lisesinde okumuştu. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi bölümüne girmiş, son sınıfta bırakmak zorunda kalmıştı. Hiç Çerkes Köyünde yaşamadığı için de Çerkesce bilmiyordu.

İller Bankasına memur olarak girmiş, hiç terfi almadan 1977 yılında emekli olmuştu. Oğlu Beçhan’ın anlattığına göre, onun hep gizli dostları ve gizli düşmanları olmuştu. Onun devlet memurluğundan emekli olmuş olabilmesi de, gizli dostlarının sayesinde olabilmişti.

Eşi Sümer Hanımın anlattığına göre, hiç kimseden borç istememiş son derece gururlu bir kimseydi. 11 yıl boyunca (1964-1975 yılları arası) “Kafkasya Kültürel Dergi”yi ayakta tutmak hiç de kolay bir şey değildi. Ama inanarak kaynak arayanın mutlaka bulacağını gösteren bir hikayedir aslında “Kafkasya Kültürel Dergi”. Okumuş olanlar hatırlayacaklardır, derginin arka kapağında “Basın İlan Kurumu”nun reklamlarını görmüşlerdir. 1961 yılında kurulmuş olan basın ilan kurumunun demokratik bir yapısı vardı. Ayrım yapmaksızın başvuruda bulunan tüm süreli yayınlara ilan veriliyordu. İzzet Aydemir Basın ilan Kurumunun reklamları ile kağıt ve matbaa giderlerini karşılıyordu. Yazar ve çevirmenlerin para almadığı bu tarihi yayın organı 11 yıl boyumca İzzet Aydemir’in olağanüstü çabalarıyla sürdürülebilmişti. Basın İlan Kurumu reklamları kesince, maalesef Çerkes Diasporasının kutup yıldızı olan “Kafkasya Kültürel Dergi” de yayınına son vermişti.

Bugün yüzlerle ifade edilen Kafkas-Çerkes Derneği ve kadrolar varsa, bunun iklimini ve zihni yapısını oluşturan, Rahmetli İzzet Aydemir ve “Kafkasya Kültürel Dergi”dir.

Ankara Kafkas Derneği’nin kuruluşuna öncülük eden ve bir dönem başkanlığını yapan İzzet Aydemirdir.

1969 yılında ilk defa Kafkasya’ya giderek anavatan-diaspora arasında ilk köprüyü kuran kişi İzzet Aydemirdir

1972 yılında Ürdün ve Suriye Çerkeslerini ziyaret ederek, Çerkes diasporasının birbirinden haberdar olmasını sağlayan kişi İzzet Aydemirdir.

1991  yılında Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla, anavatana gidip Nalçik’te ev satın alıp anavatana yerleşenlerin başında gelen kişi İzzet Aydemir’dir.

Onun en büyük eseri “Kafkasya Kültürel Dergi”dir. 1988 yılında “Göç-Çerkes Sürgünü” eseri-Ankara’da yayınlandı. Yine 1991 yılında “Muhacerette Çerkes Aydınları” kitabı Ankara’da yayınlandı.

Unutulmaması gereken kutup yıldızlarımızdan İzzet Aydrmir’i  2005 yılında kaybettik. Nurlar içinde yatsın.

Ben, zihni dönüşümümü sağlayıp, “Çerkes Kimliği” bilincine ulaşmamı sağlayan, “İzzet Aydemir Ekolü”ne mensup olmaktan gurur duyuyorum.

1,368 total views, 2 views today

2 Comments

  1. Jüde Saim Sezgin dedi ki:

    Murat Bey,
    Değerli thamademiz sayın İzzet Aydemir beyin özverili hayat hikayesini kendi geçmişinle birleştirerek anlatırken, günümüz gençliğine nereden nereye gelindiği konusunda ciddi bir tablo sundun.
    Emeğine sağlık.

  2. Osman Özdemir dedi ki:

    Herşeyi Çok güzel özetlediniz ağzınıza ve elinize sağlık. Ne yazık ki O yılların dergilerini ve kitaplarının tümünü 12 Eylül 1980 ihtilalimde evimi basan askerlerin tüm dergi ve kitaplarımı yırtması ile kaybetmiş oldum. Hiçbir zaman da aklımdan çıkmıyor. Wopsew.

Yorum Yap