Körün Fili Tarifinden, Çerkes Milliyetçiliğine Doğru

Murat-Ozden-

HABRACU MURAT ÖZDEN

“Özgürlük, hayatımıza anlam veren 

en önemli şeydir.”

Aliya İzzet Begoviç

 152 yıldır esaret altında yaşayan Çerkes Halkı, özgürlük duygusunu yitirdi.

Özgürlükten korkuyor.

Özgürlük isteyenlerden korkuyor.

Özgür düşünenlerden korkuyor.

Özgürlük mücadelesi verenlerden korkuyor.

Hakim unsurların yanında saf tutmayı, en güvenli liman olarak görüyor. Ama bu tutum yok oluşunu hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Çünkü saf tuttukları yerler, onların yok olmasını hedefliyor.

Yaşadığı bu travmadan kurtulup, özgür düşünmeyi öğrenemezse ve özgürlük mücadelesine girecek cesareti gösteremezse, tarihte yok olmuş milletlerin sayfalarına yazılması an meselesi haline gelmiştir. Uçurumdan önceki son çıkıştadır Çerkes Halkı.

Kimlik bilincini yitirmiş, yönünü kaybetmiş, pusulası olmayan bir halkın kendine güveni de söz konusu değildir. Kendine güveni olmayan halkların, varlık mücadeleleri ile ilgili olarak ortaya koydukları düşünce akımlarının da ayakları yere basmaz.

Çerkeslerle ilgili olarak, bugüne kadar ortaya konmuş tüm düşünce akımları adeta “körün fili tarifi” gibidir. Tuttukları kısmın dışında hiçbir yeri göremeyen körlerin yaptıkları tarifler gibi eksiktir. Dolayısıyla yanlıştır.

Daha önce defalarca yazdığım, Bağımsız Kafkasyacılık, Dönüşçülük ve devrimcilik çizgilerini, esaslı bir eleştiriye tabi tutup, yeni bir senteze ulaşmak zorundayız. Amacımız bu düşünce akımları için mücadele etmiş, emek vermiş insanlarımızın hatırasına asla saygısızlık değildir. Ancak mücadelemizin adını doğru koymak ve doğru tarifi yapmak zorundayız. Taşları yerli yerine oturtabilmemiz için buna çok ihtiyacımız var.

Bağımsız Kafkasyacılık: Asırlarca anavatanında özgür yaşamış, kendine özgü işleyen yapısıyla, hükümeti, hapishanesi, parası olmasa da Çerkesya aslında bir devletti. Çünkü vatanları saldırıya uğradığında gösterdikleri direniş refleksi, bir devletten çok daha ileri düzeydeydi. Ancak eşit koşullarda olmayan bu savaşın kaybedeni Çerkesler oldu. Rus Çarlığı soykırım uygulayarak, “Çerkessiz Çerkesya” yaratmak için, büyük acılara sebep olarak Çerkesleri vatanlarından 1864’te sürdü.

Sürgünün üzerinden elli yıl geçtikten sonra anavatanda kalabilenler filizlendi. Çerkes gençleri de Rus Üniversitelerinde okudular. Modern devletin nasıl olması gerektiği konusunda fikir sahibi oldular. Birinci dünya savaşı sonunda, Rusya’nın dağılmasıyla harekete geçtiler. 11 Mayıs 1918 tarihinde tüm Kuzey Kafkasya halklarının ortaklaştığı bir devleti hayata geçirdiler. Önce Beyaz Ruslar’ın, sonra Bolşeviklerin saldırılarıyla bu devlet yıkıldı ve Rusya tarafından Çerkeslere unutturuldu. Bütün unutturma çabaları nafiledir, çünkü bir kez başarılmış olan, tekrar başarılabilir.

1950’li yıllarda Türkiye’de çok partili hayata geçilmesi ile birlikte, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller nispi olarak kaldırıldı. 1951 ve 1952 yıllarında oluşturulmuş olan derneklerin kurucuları, ikinci dünya savaşında Rusya’dan kaçanlar ve 11 Mayıs 1918 cumhuriyetini görmüş olanlarca kurulmuştu. Bu dönemde yayınlanmış olan “Kafkas”, “Yeni Kafkas”, “Kafkasya Kültürel dergi” gibi yayınlar “Bağımsız Kafkasya” ideali çizgisinde yayın yapıyorlardı. Dönemin ruhuna uygun olarak anti-komünist bir çizgideydiler. Bütün öngörüleri, Komünist Rusya’nın bir gün çökeceği ve Bağımsız Kafakasya’nın bir gün kurulacağı fikrine dayanıyordu.

Rusya çöktüğünde nasıl bir pozisyon alıp, nasıl bir mücadele ortaya koyacaklarına dair, hamasetten başka ortaya bir şey koymamış olan Bağımsız Kafkasyacılar, Rusya’nın çökmesi ile birlikte varlık nedenlerini yitirerek dağıldılar.

Dönüşçülük: Bütün diasporik halklarda görülen, ayrıldığı topraklara ve vatana özlem tabii ki Çerkeslerde de vardı. Anavatandan sürüldükten hemen sonra, anavatana dönebilme ve anavatanın kurtarılması için çalışmalar başlatıldı. Rusya’nın ve Osmanlı’nın yıkılarak yeni rejimlerin oluşması ve araya demirperde girmesi, Diaspora anavatan ilişkisini ve iletişimini uzun süreli olarak kopardı.

1970’lerin başından itibaren Kamçı, Yamçı ve Nartların Sesi dergilerinde “Dönüş” düşüncesi yeniden sistemleştirildi. Yapılan yayınlarda “Anavatan kucağını açmış sizi bekliyor”, “Bavulunuzu alın hemen gelin”, “Bakın anavatandakiler nasıl kendini muhafaza etti”, “anavatan dışında varlığımızı sürdürebilmemiz mümkün değil” gibi argümanları yayınlarında bol bol kullandılar.

Gerçekten diasporanın ve anavatanın dönüşe hazırlanması için bir proje geliştirilmiş miydi?  Dönenler yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdi? Anavatandakiler böyle bir dönüşü istiyorlar mı? gibi sorular hep havada kaldı. Bu soruları soranları, dönüş karşıtı ve anavatan düşmanı ilan etmekten öte cevaplar vermedi dönüş düşüncesinin duayenleri.

Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile birlikte on binler anavatana dönmedi. Ancak gene de dönebilenler oldu. Dönüp büyük hayal kırıklıkları yaşayanlar oldu. Tekrar Türkiye’nin yolunu tutanlarda bir hayli fazla oldu. Dönüş düşüncesi de Sovyetlerin dağılması ile birlikte dağıldı.

Devrimcilik: 1970’li yıllarda köylerinden ayrılıp, okumak için büyük şehirlere gelen yoksul Çerkes Gençleri, nefes alabilecekleri alan olarak sol kesimi buldular. Çünkü Türkiye’deki tüm sağ kesimler, Türk olmak dışında hiç kimsenin kendi etnik kimliğini yaşamasına müsaade etmiyordu. Bu yüzden eğitim görmüş Çerkes Halkının çok önemli bir bölümü kendini solda konumlandırdı.

Türkiye solunun kolaycılığı büyük ölçüde Çerkeslere de yansıdı. Devrim olduğu zaman, anavatanımızda olduğu gibi, Türkiye’deki Çerkeslerin de sorunları kendiliğinden çözülecektir gibi bir söylemin kolaycılığına kaçtılar. Dolayısıyla kendini solda konumlandıran, okumuş kesimi en fazla olan sol kesim, dişe dokunur ne bir eser, ne de kalıcı bir düşünce ortaya koyamamıştır.

Sovyetler Birliğinin çökmesi ile birlikte, bütün dünyada sosyalist sistemlerin tekrar kapitalizme dönmesi ile birlikte devrim belirsiz tarihe ertelenmiştir. Kendini solda konumlandıranların argümanı çökmüş ve dağılmışlardır.

Beğensekde  beğenmesek de bu çizgiler bizim geçmişimizdir. Ancak hiçbirisi kendine güvenen, sağlam bir projeye ve entelektüel derinliğe sahip olmadığı için, ne büyük kitleleri harekete geçirebildiler, ne de bir misyon hareketi olarak varlıklarını sürdürebildiler.

***

Geçmişte yaratılmış çizgilerimizden de istifade ederek, yeni bir senteze, “Çerkes Milliyetçiliği” çizgisine ulaşmak zorundayız.

Ancak böyle bir çizgiyi oluşturabilmek, kendine güvenen yürekli kadrolar gerektirmektedir. Ezilen ulus milliyetçiliği çerçevesinde “Çerkes Milliyetçiliği”ni savunursanız, sol çevrelerin “şovenist”, sağ çevrelerin “bölücü” yaftasını yapıştırmasına hazırlıklı olmalısınız. Kimin ne diyeceğini umursamadan, halkımızın varlığını geleceğe taşıyabilmemiz için

“Çerkes Milliyetçiliği” çizgisini oluşturmak ve savunmak zorundayız.

Lafı fazla dolandırmadan “Çerkes Milliyetçiliği”nin esaslarını belirleyerek yolumuza devam edelim.

Çerkes Milliyetçiliği :

1-)Özgürlükçüdür:Yazımızın başında alıntı yaptığımız Aliya İzzet Begoviç’in “Özgürlük, hayatımıza anlam veren en önemli şeydir” sözü düsturumuz olmalıdır. Çerkes Davasının zafere ulaşabilmesinin ilk şartı, ulusal organizasyonun en üst organı olan, Bağımsız devlet talebi olmalıdır. Daha alt taleplere asla razı olmamalıyız. Anavatanımızda zaten özerk cumhuriyetlerimiz mevcuttur. Bunlar tartışılabilir ama mevcutturlar. Mevcut yapıların haklarının genişletilmesi savunulurken, daha ileri olanı, bağımsız devletimizi istemek zorundayız.

Anavatanımızda, tüm halkların kardeşçe bir arada yaşayabileceği, federal bir devlet hayali ve projesi olmak zorundadır Çerkes Milliyetçilerinin.

2-)Tüm Çerkes Diasporalarının anavatanda buluşmasını savunur: Yani dönüşçüdür. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, Çerkeslerin anavatanı Çerkesyadır, Kafkasyadır.

Anavatanına dönebilmek her Çerkesin doğal hakkıdır. Kim bu hakkı engellemeye çalışırsa, onlarla mücadele edilmelidir.

Kişisel ya da toplu olarak kim anavatanına dönmek istiyorsa onlar mutlaka desteklenmelidir. Bununla ilgili olarak ciddi projeler ortaya konmalıdır. Ancak bu meselenin yaratıcısı olan Çarlık Rusyasıdır. Dönüşün finansmanı Rusya Federasyonundan talep edilmelidir.

3-)Demokratik Hakları sonuna kadar savunur: Demokratik ülkelerde azınlıkların kendilerini ifade edebilmeleri ve devlerden pozitif ayrımcılık anlamındaki haklarını talep etmeleri ve alabilmeleri mümkündür. Bunun için Çerkes Diasporalarının en önemli ayakları olan Türkiye, Ürdün, Suriye ve İsrail gibi devletlerin demokratikleşmesi için her türlü mücadeleyi verir.

Çerkesler için her türlü pozitif ayrımcılık taleplerini diğer halklarla birlikte dile getirerek, Çerkes varlığının yok olmasını, yani asimilasyonu önleyerek, kültürün ve varlığın yeniden üretilmesinin şartlarını ve iklimini oluşturur.

4-) Çerkes Halkını Dünya milletler ailesinin eşit ferdi olarak kabul eder: Milliyetçilik anlayışımız, kendi milletini diğer milletlerden üstün gören anlayışı reddeder. Çerkeslerin dünya milletleri ailesinin eşit ve özgür bir üyesi olmasını savunur. Devleti olan, ya da sayıca fazla olan halkların yarattığı kendini üstün gören halkların şovenizmine karşı mücadele eder.

Özellikle içerisinde yaşadığı halkların, Türk şovenizmi, Arap Şovenizmi ve Rus Şovenizmine karşı amansız bir mücadele yürütür.

5-)Kimlik Bilinci Oluşturur: Büyük bir soykırım ve sürgün sonucu darmadağın olmuş, anavatanında azınlık konumuna düşmüş, ağır baskılar yaşamış Çerkes Halkının kimlik bilinci zayıflamış, yok olma noktasına gelmiştir.

Bağımsızlık mücadelesini verecek, diasporalarda yaşayan halkını anavatanına taşıyabilecek, yaşamış olduğu diasporalarda her türlü demokratik mücadeleyi vererek asimilasyonu durduracak kadroları yetiştirme misyonunu da üstlenir Çerkes Milliyetçileri.

6-)Aktivisttir, Mücadelecidir: Bir davayı savunabilmek, mücadele edebilmeyi göze alabilmekle başlar. Dava adamı olabilmek, her türlü bedeli ödeyebilmeyi ve riski göze alabilmeyi gerektirir. Bu bedel emektir, bu bedel özgürlüğünden vazgeçebilmektir, bu bedel maddi fedakarlık yapabilmektir, bu bedel gerektiğinde canından vazgeçebilmeyi de içermektedir.

Dünyadaki hiçbir ulusal kurtuluş mücadelesi, bedel ödemeden zafere ulaşmamıştır. Çerkes davasının da nihai hedefine ulaşabilmesi için, her türlü bedeli göze alabilmesi ve meşru mücadele yöntemlerini hayata geçirmesi gerekmektedir.

7-) Örgütçüdür : Dünyadaki hiçbir davanın kendiliğinden başarıya ulaştığı vaki olmamıştır. Büyük davaları, iyi örgütlenmiş, hedefini, gücünü ve düşmanın gücünü iyi bilen örgütler nihai hedefine ulaştırabilir. Onun için Çerkes Milliyetçileri mutlak örgütlenmeye inanmak zorundadırlar.

Nihai hedefi bağımsız bir devleti kuracak şekilde idari, mali ve askeri örgütlenmeyi planlamak mecburiyeti vardır.

Sevgili okuyucularım,

Burada sıraladığım maddelerin birini veya bir kaçını ya da hepsini benimsiyorsanız siz “Çerkes Milliyetçisisiniz”.

Bugüne kadar konmamış olan adını koyduk.

Mücadelemiz ve davamız hayırlı olsun.

6,657 total views, 1 views today

1 Comment

  1. Sinen Alphan dedi ki:

    Çok güzel özetlenmiş bence
    Malesef bazı Çerkesler kendilerine açıkça zarar verecek anlayışların peşinden gidiyor ama akside mevcut.
    Mücadelemiz hayırlı olsun

Yorum Yap