Kundeyt Şurdum

Derleyen: EROL KARAYEL

Öğretmen, şair, gazeteci, danışman ve tercüman .

Adigelerin Kabardey boyuna mensup. Şurdum ailesinden Ahmet Ali’nin oğludur.

17 Şubat 1937’de Konya’da doğdu. Matura’sını (Olgunluk Sınavı) İstanbul’daki Avusturya Lisesi’nde (St. Georgs-Kolleg) verdi. Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.

portrait_kundeyt_surdum

KUNDEYT ŞURDUM

Gençliğinden itibaren mensubu bulunduğu Kafkas camiasıyla sürekli ilişki içinde olmuş, yaptığı çevirilerle Çerkes kültürünün tanınmasına katkılarda bulunmuştur.

1962 yılında İstanbul’da yayınlanan Yeni Kafkas Dergisi (1957-1962)’nin son iki sayısının (32-33) Yayın Müdürü  Kundeyt Şurdum’dur.

Üniversiteyi tamamladıktan sonra serbest çevirmenlik yaptı. Kültür sanat dünyasına ait çevirileri çeşitli yayın organlarında yer aldı.

1971 yılında Avusturya’ya giderek Vorarlberg eyaletine yerleşti ve hem öğretmen hem de yeminli tercüman olarak çalışmaya başladı.

Daha sonra ORF / Vorarlberg radyosunda eyalette yaşayan Türk göçmenler için 35 yıl süreyle haftada 2-3 akşam Türkçe yayınlar hazırladı ve sundu.

Anadili Adigece olan ve Türk dili ile yetişen Şurdum, Almanca kaleme aldığı şiirleri ile Alman kültür dünyasında şöhret yaptı. Başta  Ingeborg Bachmann ve Paul Celan’ın şiirleri  olmak üzere Türkçe’ye çok sayıda şiir ve makale çevirdi.

Avusturya ve Türkiye arasında dostluk köprüsü oluşturulmasına büyük katkıları oldu.ART_LAND

1983 yılında “BİZ” isimli bir Türkçe dergiyi yayına başlattı ve 20 yıl süreyle genel yayın yönetmenliğini yaptı.

1988 yılında ise Feldkirch’de bulunan Sosyal Hizmetler Kurumu (IFS)’de Türk göçmenlere hizmet vererek onların sorunlarına yardımcı oldu.

Vorarlberg’deki bir çok Türk gencini eğiten Şurdum ORF televizyonunca “20. Yüzyıla Damgasını Vuranlar” adlı programda “Asrın adamları” arasında gösterildi.

ART_LAN4Yine 1988’de “Unter Einem Geliehenen Himmel “ isimli şiir kitabı ile Vorarlberg Eyaleti Onur Ödülü’ne layık görüldü.

1996 da Almanya’nın Baden-Württemberg Eyaleti Bilim, Sanat, Kültür ve Araştırma Bakanlığı tarafindan, “Alman kökenli olmadığı halde Almancayı bu kadar mükemmel kullanan bir şair” olarak, devlet adamlarının ve ünlü sanatçıların katıldığı büyük bir törenle Almanya’nın 2. derecede en nitelikli edebiyat odülü olan Johann-Peter-Hebel Ödülü ile onurlandırıldı.

2003’de de Vorarlberg Eyaleti Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

Uzun süredir tedavi gördüğü hastalığına bağlı olarak 21 Nisan 2016 gecesi Avusturya’da hayata gözlerini yuman  Şurdum Türkiye’ye getirilerek  23 Nisan 2016 günü İstanbul Üsküdar’da Karacaahmet Şakirin Camii’nde kılınan ikindi ve cenaze namazlarını müteakip Kanlıca’daki ebedi istirahatgahına tevdi edildi.surdum_kundeyt

1971 yılında Vubıh kökenli Ayşe Yıldam hanımla evlenen Şurdum, Abreg isminde bir erkek evlat sahibi idi.

ESERLERİ:

BİTİRME TEZİ

– Franz Kafka der Nachbar, Şurdum, Kundeyt., İÜEF Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü

TERCÜMELERİ (TESPİT EDEBİLDİKLERİMİZ):

– Roger Garaudy, “Kafka ve Doktor Pangloss”, Çev.: Kundeyt Şurdum, Yeni Dergi,4 (1968) 44, ss.401-405,

– Kurella, Alfred “İlkbahar, Kırlangıçlar ve Kafka” / ‹Çev.: Kundeyt Şurdum, Yeni Dergi,  4 (1968) 44, ss. 397-400

– Lukacs, Georg, “Kurtarıcı” , Çev.: Kundeyt Şurdum., Yeni Dergi,  4 (1968) 47, ss. 95-100.

– Lukacs, Georg, “Puşkin”, Çev.: Kundeyt Şurdum, Yeni Dergi, 6 (1970) 68, ss. 338-344

– Dr. İ.Erhorn, Kaukasien [1942]’den  Kuzey Kafkas, Çev:Kundeyt Şurdum, s.8, Yeni Kafkas Dergisi, Yıl:2, Sayı:10, Temmuz Ağustos 1958
– Dr. İ.Erhorn , Kaukasien [1942]den . Kuzey Kafkas İstiklali ve İngiliz Rus İşbirliği 2, Çev:Kundeyt Şurdum, s.9, Yeni Kafkas Dergisi, Yıl:2, Sayı:11, Eylül-Ekim 1958

– Bir Çerkes Efsanesi: Tanrılar İçkisi Sane, Çev: : Kundeyt Şurdum,  Yeni Kafkas Dergisi, s.17, Yıl:5, Sayı:26 (50), Mart-Nisan 1961

– Bir Çerkes Efsanesi: Sosruko’nun Doğuşu, Çev: Kundeyt Şurdum, Yeni Kafkas, s.9, Yıl:5, Sayı:27 (51), Mayıs-Haziran 1961

– ÇerkesEfsaneleri: Sosruko’nunKılıcı ve Atı, Çev: Kundeyt Şurdum, Yeni Kafkas, s. 22, Yıl:5, Sayı:29 (53), Eylül-Ekim 1961

– Kafkas Efsaneleri: Kaytsuk ve Canavarı, Çev: Kundeyt Şurdum, Yeni Kafkas, , s.6, Yıl:6, Sayı:31 (55), Ocak – Şubat 1962

– Mitoloji Bahisleri: Prometheus Efsanesinin İki Kafkas Variyantı, Kundeyt Şurdum, Yeni Kafkas, s6, Yıl:6, Sayı:32, Eylül 1962

KİTAPLARI:

– Unter Einem Geliehenen Himmel (Ödünç Alınmış Gökyüzü’nün Altında) -1988

– Landlos (Vatansız) -1991

– Kein Tag Geht Spurlos Vorbei: Gedichte  (Gün Geçmiyor İz Bırakmadan: Şiirler) – 2001

HAKKINDA YAZILANLAR (TESPİT EDEBİLDİKLERİMİZ):

– Meral Oraliş, “Oğlunun Vatanında Yaşayan Bir Yabancı: Kundeyt Şurdum”, Hürriyet Gösteri, S. 143 (1992), s. 31-32.

– Ali Gültekin, Kültürler Arasında Dolaşan Üç Türk Şairi: Kundeyt Şurdum, Nevfel Cumart ve Yüksel Kocadoru’nun Şiirleri, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Yayınları- 2004

– Walter Fink, Sein Himmel war geliehen, Vorarlbergernachrichten, 23.04.2016

****

KUNDEYT ŞURDUM’UN ŞİİRLERİNE BİR YOLCULUK(*)

 

Prof. Sigurd Paul Scheichl

Çeviri: Tevfik Sönder

hocaAlman ve Avusturya ekonomisi, son on yıllık devredeki büyük göç hareketlerinden kâr ederken, Alman ve Avusturya edebiyatı da zenginleşti. Kundeyt Şurdum, mesleki hayatında başarıyla bu halklar için çalıştı; şiirleri onlar adına bir kazançtır. Eğer şiirlerin düzeyini bilinçli lisan tasarımı belirliyor ise bu Türkün şiirleri “yüksek düzeyde Alman şiirleri” arasındadır.

Alman şiirleri… Şiirlerden birinde gururla söylediği gibi, “Benim Almanca şiirlerim”. Yabancı lisanın benimsenmesi (ki bu lisan şüphesiz Şurdum’un daha okulda iken lisanı olmuştu), Almancanın bilhassa sahiplenilmesi bu mısralar için son derece önemli olup, mısraların konusu asla sadece yazarın aslıyla, yeni vatanı, Türk ve Avusturya kültürü arasındaki çelişkiden ibaret olmamıştır.

Biraz yukarıda zikredilen şiir, yani “gurbetteki memnuniyet” yeni lisan ile “heyecan verici” bir uğraşın ifadesi olsa dahi; bizler bile çok da kendiliğinden anladığımızı varsaydığımız anadilimizde – okuyucular ve özellikle zaman zaman yazanlar olarak- “yabancı sulara yelken açma”, “yabancı yollarda tökezleme” hissini bilmez miyiz? Kundeyt Şurdum burada gerçekte yabancı bir lisanla ve yabancı bir lisanda çalışmak yerine, lisanla şairane bir münasebetten söz etmektedir.

Bir dünyadan başka bir dünyaya gelmiş bir insanın tecrübeleri “İçimde her şeyi ikiye bölen bir şey” gibi mısralarda başka şeylerle birlikte münakaşa götürmez biçimde “Uykum denizden geliyor”, “Kunduralar II”, “Bugün” ve diğer şiirlerinde de ifadesini bulmaktadır.

Öte yandan Şurdum bu ve vatanın kültürüne (mesela Türk musikişinası Itri ve onunla aynı zamanda yaşayan Bach’ın karşılaştırıldığı “Bach’tan bir şey anlamazlar” şiirinde) ve Türk mekanlarına yaptığı başka göndermeler ve 1991 senesinin “Vatansız” kitabındaki şiirlere rağmen, Türklerin ekonomik zorluklarının Avusturya’ya gitmesine yol açtığı bir şair veya şairlerinden biri değildir.

Bu yeni kitabın çoğu şiiri, belki en karakteristik olanları, geleneksel hiciv biçemindedir; Türk şiir biçemleri bazen hangisinin seçildiği konusunda kendiliğinden belirleyici olurlar. Şurdum şiirlerinde duygular tarafından yönetilmek yerine, şiirlerini vurgulamak istediği hususa yönelik iç gerilimi gözden kaybetmeden benzerlik ve çelişkiler ile kesin bir biçimde yapılandırıyor.

“Annem bana dedi ki” bu tür mısralara herhangi bir misal olabilir. Bu mısraların etkisi her şeyden önce şu üç şartlı cümle: “Oturmak istiyorsan”, “Konuşmak için ağzını açtığında”, “Yazdığımda”, “Bana dedi” ve “Ama bana demedi” arasındaki paralellikten kaynaklanmaktadır. “Sen”‘den “bana” olan geçiş, paralelliğin sınırlarını gösteriyor: Oğula verilen tavsiyeleri yazmaktayken yalnız ve danışmanından yoksun olan ben’e yeterli olmamaktadır. Yazmakta olanın davranışı için kaide yoktur veya varsa da bunlar öğretilmez: Bunlar sadece yazılmakta olan lisana yabancı birinin tecrübeleri olmakla kalmayıp, sanatsal faaliyetlerde bulunan herkesin yaşadıklarıdır. Bu kadar basit olan son satıra, yani “yazdığımda”ya doğru gerilimin arttırılması entelektüel ve estetik bir lezzet taşıyor.

Hiciv düşünsel şiirdir; bunun için bugün gözden düşmüş olan bu deyimi kullanmaktan kaçınmamız oldukça zor. Kundeyt Şurdum’un şiirleri gerçekten düşünceler etrafında şekillenmekte, mesela görünüşte bir hikaye ile ima edilen ama aslında şiirlerin çelişki gücünden bahsedilen “O şarkı söyledi” adlı şiirde, “susmak” ve “şarkı söyledi” arasında karşılıklı bir oyundan yola çıkılıp “bir şarkıya başladı” ile çözülüme varılmaktadır.

Bu kitapta birkaç örneğine rastladığımız yazmak ve şiirleri tema alan başka bir şiir “Gün Geçmiyor İz Bırakmadan”da konu işlenerek sondan bir önceki mısrada “İlk mısrayı yazarım” ile neticelenmektedir. “Yürüdüğün yol aydınlık” ise yazmanın nasıl hayata karışıp, hayatta bir fırsatı kaçırmaya yol açabileceğini ima ediyor.

Bazı şiirlerin politik bir arka planı varmış gibi. “Orada yasak olan”ın (belki de aceleyle) Türkiye ve Batı Avrupa arasındaki çelişkiden söz ettiği düşünülecektir; öte yandan “orası” ve “burası”, “burası” ve “orası” arasındaki çelişki – mekan zarflarının basit ve aynı zamanda bilinçli kullanılışı, Şurdum’un yapılandırma arzusunun ifadesidir ve sadece politik biçimde yorumlanması zor olan bir çözülümde şahikasına varmaktadır:

“Ama özlediğimiz

Ne orada var

Ne de burada…”

Özel konulardaki şiirler de -örneğin “bir evlilik hakkında”-  duygular tarafından belirlenmek yerine, bu berrak düşüncelerin yönelttiği yapıyı sergiliyor. Kadın ile erkek arasındaki mutabakatın görüntüsü, erkeğin bakış açısından sıradan bir yan yana oturma olup, o arada kadın örgü örmektedir. Bu şiir, bu şairin şiirlerinin çoğu gibi kısa imalarla gündelik hayatın tecrübelerini – son mısradaki “benimkine yaslanan başın” ile- iki hayatın birlikteliği özetlenene dek birbiri ardına sıralamaktadır.

Bu düşünce tarafından belirlenen yapıya rağmen Şurdum’un şiirleri kesinlikte düşünceyi abartmaz; o her şeyden önce soyut tasarımları az çok maharetle şiir diline dönüştüren bir şairdir. Somut, basit, gündelik olanı gözlemleme yeteneği onu bundan korur. Bütün bu hususlardan düşünsel unsur tamamen kendiliğinden ortaya çıkar. Başka bir deyişle, bunlarda şair ‘büyük’ çelişkileri, kendininkileri, kendi kaderini paylaşan insanlarınkileri, bizimkileri görür.

Lisanının sınırları da soyutlamadan onu koruyor olabilir. Lisanının sınırları dediğim zaman, Almanca dilinde maharetinin kısıtlı olmasını kastetmiyorum; bu söz konusu olamaz. Ama başka bir kültürel çevreden gelen ve başka bir lisanda da düşünebilen yazar için öğrenilmiş lisanın sıradan (ve bazen klişe haline gelmiş) soyutlamaları, Almanların alıştıkları düşünce yolları, bu lisanla büyümüş biri kadar kolay akla gelmeyebilir.

Bu husus onu düşüncenin renksizliğe kaymasından koruyor; Şurdum’un lisanı basit ve lakonik, konudan ve berrak duygulardan ayrılmıyor, Almancası şaşırtıcı biçimde eskimemiş.

Şurdum’un meseleyi uzatmama tutkusundan bahsettim; uzun şiirlerin sayısının azlığı ve şiirlerin kısa döngüler halinde düzenlenmesi – kullanılan şiirselliğin oyun oynar gibi eski bir biçemini benimseyebilen “takvim yaprağı ile kopartılan şiirleri”- gözden kaçmamalı.

Sunumda, bu Avusturyalı yazarın hayatı hakkında kısa bilgiler de bulunmalı. Çerkez asıllı Kundeyt Şurdum 1937 yılında Türkiye’de doğmuş. İstanbul’da büyürken Avusturya Lisesi’ne gitmiş; dolayısıyla Almanca erken dönemde ikinci yetişme dili olmuş ve daha üniversite talebesiyken Almanca’dan Türkçe’ye tercümeler yapmış. Federal Almanya’da birkaç kere bulunduktan sonra 1971 yılında eşiyle birlikte, Avusturya’da endüstrileşmeden büyük ölçüde nasibini almış ve halkının % 10’undan fazlası Türk vatandaşlarından oluşan Vorarlberg eyaletine yerleşmiş. Şurdum vatandaşları için metinler yayınlamış, onlar için mütercimlik ve tercümanlık, çocuklarına öğretmenlik yapmış. Burada yerel edebiyat çevrelerine girmiş, burada – Aleman aksanının belirgin olduğu bir çevrede – Almanca lisanını nihai olarak şiirlerinin lisanı olarak seçmiş (ama bu, şairin yazdığı tek lisan değil, çünkü bazen hala veya tekrar Türkçe şiirler de yazıyor).

Şurdum yazdıklarının çoğunu çöpe atmış, yazdığından daha azını yayınlamış. İki ince şiir kitabından biri “Ödünç Alınmış bir Göğün Altında (1988)”; “Vatansız” ise Nikolaus Walter’in çektiği Vorarlberg’deki Türkler’in fotoğraflarının süslediği bir şiir kitabı (1991). Her iki kitap da bu sonuncunun kısa ve özlüğünü sergilemese de, buna karşılık sık sık tını efektleri kullanıyor. Avusturya edebiyat dergilerinde yayınlanmış şiirleri, Vorarlberg stüdyosunun prodüksiyonunu üstlendiği birkaç skeç. Dergiler ve medyada sürekli gözükme çabası ona – insanın içinden neredeyse ‘ne yazık ki’ demek geliyor – yabancı. O edebiyat endüstrinden kaçıyor.

1996 yılında Johann Peter Hebel – ödülünü kazanıyor.

Yazımı bitirmeden burada bilhassa pik yapan ve kendi kendilerini anlatmalarını arzuladığım şiirlerden üç alıntı yapmak istiyorum.
İlki eski vatanıyla alakalı (“Kunduralar II”):

“Üsküdar’dan seve seve gidiyorum

Üsküdar’dan seve seve gidiyorum

Üsküdar’dan seve seve Üsküdar’a gidiyorum.”

Yazmak ile alakalı şiirlerinden biri olan “Bach’tan birşey anlamazlar” aşağıdaki mısralarda şahikasına erişiyor:

“Memnun olmamak doğuştan özelliğim.

Ondan bir mutfak masası yapıyorum,

Bir mutfak bıçağı ve fincan fincan çay.”

Ve son olarak aforizma yoğunluklu bir beyit, “Takvimden Kasım ayı ile birlikte koparılacak bir şiir”:

“Bu Kasım’a nasıl vardım

Diye tramvayda sordu kendine,

Daha Eylül’dü yahu…”

Bunlar kesinlikle Alman şiirleri, ama gözlemle, yorumlama ve biçimlendirme açısından bir Akdenizliliği muhafaza ediyorlar.

Çok uzaklardan gelen bir şair olan Kundeyt Şurdum mısralarının bu aydınlığı ve aydınlatıcılığıyla bizim edebiyatımızı zenginleştiriyor.

____

(*) kafkas.org.tr’den alıntıladığımız bu yazı, Prof.Sigurd Paul Scheichl tarafından  Kundeyt Şurdum’un “Gün Geçmiyor İz Bırakmadan” adlı  kitabı için yazılmış önsözdür.

***

KUNDEYT ŞURDUM’UN İSTANBUL SERGİSİ HABERİ (Cumhuriyet Gazetesi-15.3.1992)

VORARLBERG’DE GÖÇ KÜLTÜRÜ

AHMET CEMAL (İstanbul) – Yarın Yıldız Üniversitesi Sanat Merkezi’nde “Yabancı Vatan” adlı bir sergi açılacak.

Vorarlberg eyalet hükümetince düzenlenen, Türkiye de ise Avusturya Kültür Ofisi ile Yıldız Üniversitesi tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen sergi, altmışlı yılların ortasından başlayarak Avusturya’nın bu bölgesinde çalışmaya gelen Türk işçilerinin yaşamından ve kültüründen bir kesit sunmayı amaçlıyor.

Fotoğraf sergisinin ilginç yanı resimlerin hemen her birinin, aynı bölgede yıllardır yaşayan Türk şairi Kundeyt Şurdum’un, bu resimleri bir anlamda yorumlayan şiirleriyle birlikte sergilenecek olması. 1937 yılında Konya’da doğan Kundeyt Şurdum yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi’nde yapmış. 1971’den bu yana Vorarlberg bölgesinde yaşayan sanatçı, şiirlerin yanı sıra radyo oyunları ve anlatılar da kaleme almış. Başarıları, Vorarlberg eyalet hükümetinin sanat ödülü ile değerlendirilmiş. Almanca şiirlerini toplayan “Ödünç Bir Gökyüzü Altında” adlı kitabı, Almanya’daki ünlü Piper Yayınevi tarafından yayınlanmış. Avusturyalı fotoğraf sanatcısı Nikolaus Walter’in resimlerine eşlik eden şiirlerinde Kundeyt Şurdum, kendisine bütünüyle yabancı bir kültür ortamıyla ilk kez karşılaşan bireyin öyküsünü ucuz yakınmalara kaçmaksızın, adeta fotoğraf çekmek için kalemini kullanan biri gibi sergiliyor. Örneğin,

 “Ben mi bıraktım ülkemi,

yoksa ülkem mi bıraktı beni?

Orada yitirdiklerim,

buradaki önyargıdan daha çok acı veriyor bana,

Çocuklarımızın başına gelmeyecek bu

belki zamanla”

ya da,

“Babamın dağlarını tanımıyorum,

Annemin türküleri de yabancı bana,

Çok kez nereden geldiğimi bilmek istiyorlar

Yanıldıklarını vurmamak için yüzlerine

Adını söylüyorum babamın ülkesinin”

gibi dizeler, yabancı ortamda verilen bir yaşama savaşının hüznünü, Anadolu insanının kendini her zaman ele vermeyen duyarlılığıyla yansıtıyor.

Bremen Üniversitesi öğretim üyelerinden Kurt Greussing, resimlerle şiirleri bir araya getiren sergi kataloğundaki yazısında bir Avusturyalı gözüyle konuk işçi sorununa yaklaşırken, çoğu kez özeleştiriden de kaçınmıyor: “Yabancıların tam entegresi…  Bunun ilk adımları elbet başta göç edilen ülkelerin, yani bizlerin politikası tarafından atılabilir… Başlangıçta birbirine yabancı iki halkın kaynaşabilmesi ancak karşılıklı çabalarla gerçekleştirilebilir. Önce biz buralıların kafamızda kalıplaşmış olan yerli-yabancı ayrımını gözden geçirmemiz zorunludur. Başka deyişle, başkalarından “ne çok başka”, “ne de daha iyi” olmadığımızın bilincine varmamız şarttır…”

“Yabancı Vatan” sergisi, bütün yapısıyla Türkiye dışındaki “öteki Türkler”e yakılmış bir ağıt değil; umarsız bir kaderci tutumun yansıtılması da değil. Belki bir kökten kopuşun, çıkış yolunu “ötelerde” aramanın, kimi zaman “Amerika’daki zengin amca” gibi geri dönme düşlerinin, kimi zaman da önce kafalarda gerçekleşmiş bir göç olgusunun sancılı ve gerçekçi öyküsü. Şairin dediği gibi:

“Galip olarak dönmeyeceğiz geri,

benzersiz bir seferdi çünkü bizimkisi.

Geleceğe bakmak,

günlük ekmeğimizi görmek istemiştik…

Elbette iyi olmak dileğindeydik,

onun için yasak olmayan bir mutluluk aradık

olduk konuk işçi…”

KUNDEYT ŞURDUM’A…

BAYRAM ÖZER
22 Nisan 2016- Cuma, Mindelheim
O, her ne kadar öyle seslenmemi istemese de, bu yazı bir Şair’e, hem de kayıp bir Şair’e.
2012’nin Şubat ayında kesişti yollarımız Şair’le. O günlerde yana döne Video dersi için kendime bir konu ararken, karşıma bir Şair çıktı, hem de her anlamda kayıp bir şair. Kendi anlatımıyla: „emanet verilmiş bir gökyüzünün altında“ ve de „emanet bir dilde“ şiir yazıyordu, yürek İşçisiydi yani.
Güç bela bulabildiğim bir telefon numarasından ulaşmaya çalıştım. Karşıma genç bir ses çıkınca epey şaşırmıştım. Telefondaki ses oğlunundu. Daha sonra O, çok seveceğim şiirindeki bahsettiği oğlu: „Wird es schwer sein zu sterben, in der Heimat meines Sohnes.“ İşte bu dizelerin sahibiyle evinde buluştuk. Beni kapıda karşılamaya gelmişti. Elimde kayıt yapacağım ses kayıt cihazları ve kamerayı görünce, yumuşak bir ses tonuyla: „onlar hele bir dursun“ demişti. Heyacanımdan, henüz tanışmadığım biriyle kayıt yapılmaması gerektiğini tamamen unutmuştum. Meraklı gözlerle her tarafı süzerken, Şair sigara üstüne sigara yakıyordu. Şair’in kokusu, sigaranın ve demli çayın kokusu, kitapların kokusu… Herbir doku, koku birbirine karışmıştı. Garip bir filmin içindeymiş gibiydim. kitaplığımda duran, kendisine imzalatma şansı da bulduğum, „kein Tag geht spurlos vorbei“ kitabında halen ellerindeki tütün kokusunu alabiliyorum ve bu bana hep o buluştuğumuz günü hatırlatıyor.
Laf lafı kovalıyor derken, Şair’in nazik eşi sürekli çaylarımızı tazeliyor ve sohbetle beraber demleniyorduk.
„Çocuk“ dedi. „karşıma çok geç çıktın!“ Afallamıştım. Ne demek istediğini ise epey sonra anlayıverdim. Zorlu bir hastalığa tutulmuştu Şair. Artık bir film çıkarmaktan fazlası vardı. Hayat… Ve bu hepsinden önemliydi.
O gün oradan bir film çıkaramamıştım belki; ama kocaman bir dostluk, büyük bir düşünür ve her şeyden çok kayıp bir Şair çıkarmıştım. Onu kayıp yapan şey ise, çok bilinmemesiyle yahut okunmamasıyla değil; ait olmadığı, „emanet verilmiş bir dilde“ bunu ifa ediyor olmasındandı. Şiir için hep „çeviride kaybolan“ şey denir. İşte bunu O’nda görmüştüm. Bu belki bir pişmanlık belki de bir cesaretti. Goethe: „Şair’i anlamak için onun memleketine gidin“ der; fakat bizim Şair’i anlamak için gidilmesi gereken memleket neresiydi? İşte onu „kayıp“ yapan şey buydu benim için.
Bugün haberini işittim, Şair’in aramızdan ayrıldığı haberini. Şimdi geriye dönüp baktığımda, „tüm bunları kaydetseydim“ elimde iyi bir film olurdu; ama bunu yapmayıp Onunda sadece Hasbihal ettik ve iyi bir dostum oldu. Vorarlberg sadece bir Şair’i değil aynı zamanda belleğini kaybetti. Zira O, göç üzerine hepimizi farklı düşünmeye zorluyordu.
Şair’e, yürek İşçisine, Kundeyt Şurdum’a „emanet verilmiş gökyüzü’nün altından“ selam olsun.

***

ŞİİR ÇEVİRİLERİNDEN İKİ ÖRNEK

 

KARANLIK ŞEYLER SÖYLÜYORUM

Orpheus gibi ölümü çalışıyorum
hayatın tellerinde
yeryüzünün güzelliğine karşı
ve göğü yöneten gözlerine
yalnızca karanlık şeylerdir söyleyebildiğim.

Unutma, o sabah
henüz ıslakken çiğden yattığın yer
ve karanfil uyurken yüreğinin üstünde
sen de birdenbire görmüştün
kara ırmağı
yanı başında akıp giden.

Suskunun telleri gerilmiş
kan dalgaları üstüne,
inleyen yüreğini kavradım ben;
gecenin gölge saçlarına
dönüştü saçların,
karanlığın kara kar taneleri
yağdılar yüzüne
Ve ben senin değilim
yakınmadayız ikimiz de.

Fakat Orpheus gibi biliyorum
ölümün yanında hayatı
senin her vakit için kapalı gözlerin
bende bakıyor mavi mavi.

INGEBORG BACHMANN

Çev.: Kundeyt Şurdum

***

BİR ADADAN TÜRKÜ

Çekip gidecekse biri
Bütün yaz topladığı
Midye kabuklarıyla
Atar denize şapkasını
Gider dağınık saçlarıyla.

Sevgilisine hazırladığı
Masayı yuvarlar denize,
Döker bardaktan kalan
Son damla şarabı da.

Ekmeğini balıklara verir
Bir damla kan katar denize
Savurur bıçağını dalgalara
Kundurasını da gömer sulara
Aşkı, inancı, umudu da;
Ve çeker gider dağınık saçlarıyla
Sonra döner yeniden
Ne vakit?
Sorma.

INGEBORG BACHMANN
Çev.: Kundeyt Şurdum

________________________

KAYNAKÇA:

– www.havadis.at/haber/vorarlbergin-aci-kaybi-h3456.html

– https://de.wikipedia.org/wiki/Kundeyt_%C5%9Eurdum

– https://portal.dnb.de/opac.htm?method=simpleSearch&query=124035124

– Walter Fink, http://www.vorarlbergernachrichten.at/kultur/2016/04/22/sein-himmel-war-geliehen.vn#regi

– http://katalog.istanbul.edu.tr/client/search/results/default_tr/

Hayrunisa Topçu, Avrupa Ve Amerika’da Türk Edebiyatı, http://www.turkishstudies.net/Makaleler/168953766_14.%20Hayrunnisa%20Top%C3%A7u.pdf

Kitap (telif – derleme) – Marmara Üniversitesi , dosya.marmara.edu.tr/aef/ydao/…/KAYNAKCA_1998_E_KADAR.xls

– www.altkitap.net/wp-content/uploads/…/Yeni-Dergi-Kemal-Adatepe.pdf

– Yeni Kafkas Dergisi İçindekiler Listesi, kafdav.org.tr/documents/yeni-kafkas-katalogu.pdf

– lostera.blogspot.com/2008/06/karanlk-eyler-sylyorum.html

Cumhuriyet-15.3.1992

– http://evvel.org/2009/10

– Prof. Günsel Şurdum Avcı, https://www.facebook.com/drgunselavci?fref=ts

2,120 total views, 1 views today

Yorum Yap