Din ve Adıgağe (Adigelik)

ramadan-tsey

TSEY RAMADAN

Dünyamızda, vücutları çeşitli renklerde, gözleri değişik biçimlerde ve farklı dillerde konuşan pek çok millet vardır. Tabi bunlar kendi başlarına zuhur etmemişlerdir. Yüce Allah (c.c.) bunları yaratmıştır.

Eğer Allah (c.c.) isteseydi hepimizi tek ırk, tek renk ve aynı dilde konuşan bir millet olarak yaratırdı. Ama Yüce Allah (c.c.) yeryüzünde farklı farklı milletler yaratmak istedi. Acaba bunun sırrı nedir? Bunun cevabını Kur’ân-ı Hâkim’de görmekteyiz:

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” Hucurât, 13.

Yüce Mevla (c.c.), bu ayet-i kerimede bizatihi insanların Yaratıcısı ve Tanrısı olduğunu, insanları farklı milletlere ve kabilelere birbirleriyle kavga edip galip gelmeleri, kendi özellikleriyle övünmeleri ve benzeri meziyetleriyle iftihar etmeleri için değil; bilakis birbirlerini tanımaları için yarattığını beyan etmektedir.

Adigeler, Allah (c.c.)’ün yarattın milletlerden bir millettir. Dolayısıyla, ne Adigelerin diğer milletlerden; ne de diğer milletlerin Adıgelilerden üstündürler. Allah (c.c.), Kur’ân-ı Azimüşşan’da üstünlüğün bir millete, ırka veya kabileye ait olmakla kazanıldığını reddetmektedir. İnsanlardan en üstün olanı – en zahit, en takva ve Allah (c.c.)’a ibadetleriyle en yakın olandır.

Sık sık sorarlar: din ile Adıgağe arasında ne gibi bir ilişki vardır? Din ve Adıgağe birbirlerine zıt değildirler. Müslüman olmak, Adıgelilerin örfünü unutmak veya Adıgeli olmaya mani değildir.

Eğer adetler, ister Adigelerin ister diğer milletlerin olsun, İslam dinine ve düsturuna aykırı değil ise tabi olunabilirler. İslam’ı yaradan Allah (c.c.) farklı milletleri de yaratmıştır ve onlar birbirlerine mukavemet göstermemelidirler.

Fakat her ne zaman ki din ve gelenekler değiştirildiklerinde, daha önce olmayan şey ona sokulduğunda, işte o zaman o ikisi zıt olarak ortaya çıkıyorlar. Hâlbuki Allah (c.c.), onları çelişki içerisinde yaratmamıştı.

Adigelerin tabiatında kendi milletiyle tekebbürleşme, kendi milliyetini farklı görme ve meziyetli sayma vardır. O zannetmektedir ki Adıgeliden daha iyi biri bulunmamaktadır. Sanılmaktadır ki böyle bir davranış kendi milliyetine aşırı bir sevgidendir, fakat bu hiç de böyle değildir.

Din kendi milletini, halkını sevmeyi yasaklamamakta, gelişmesi ve ilerlemesine vesile olmayı da engel görmemektedir. Bunda sakıncalı bir şey yoktur. Kendi milletini sev, ana dilinde konuş ve güzel adet ve geleneklerini de uygula. Fakat İslam dini kibirlenerek diğerlerini küçük görme, onlarla alay etmeyi katiyen yasaklamıştır.

Kendi halkını sev, ona yardım et ama aynı zaman da diğer uluslara ve topluluklara da saygıda esirgeme! Milliyetçilik ile İslam dininin arasında hiçbir alaka bulunmaz. Kur’ân-ı Ekber-i Âlem diğer milletleri ve toplulukları kesin olarak küçümsemeyi, hakir görmeyi ve hakaret edici davranışlarda bulunmayı yasaklamaktadır.

Kendi milletini sevme, kendini diğerlerinden üstün görmekte değil onu öğrenme ve gelişmesinde bir katkı payı yaratmakta tezahür etmelidir.

Kur’an-ı hakîm buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”  Hucurât, 11.

Fakat şu gerçek ne kadar üzücüdür ki namaz kılan, oruç tutan, haccını yapan ve sünnet niyetiyle sakal bırakanlar bile bu ayeti kerimeye riayet etmektedirler, nerede kaldı imanları olmayan, insanlık haysiyetini tanımayan imansızlardan söz etmek!?

Birçok insan, kendisini takva sahibi zanneder. Bu ayeti kerimeyi hafife alarak, ihtiva ettiği hükmü ezip geçer, büyük bir yanılgıya düşerler.

Dinin adet ve geleneklere karşı olduğu ve gelişmesinde engel olduğu ve yine, İslam’ın olduğu yerde Adıgağe ölmekte ve bunların aksi zannedilmektedir. Bu zihniyet ya gaflette olan Müslümanların düşünceleridir ya da İslam düşmanları tarafından ortaya atılmıştır.

Önemli olan bir husus daha vardır; bir dine mensup olanın hatasından dolayı dinin tümünü muhakemeye tabi tutmak! Bu son derecede yanlıştır.

Eğer bir Müslüman gafletten dolayı bir hata yapmış ise onun hesabı ona aittir.

Fakat bir Müminin hatasından dolayı bütün İslam dinini hatalı bulmak ne kadar yanlış ise yine onun yüzünden herkesi hesaba çekmek bir o kadar da yanlıştır.

Yine aynı şekilde eğer bir millette mensup olan biri hata işlemiş ise onun yüzünden bütün milleti kötü görmek hatalı bir düşüncedir.

Yeryüzünde mevcut olan uluslardan hiçbiri iddia edemez ki kendi aralarında bütün mensupları iyidir. Aynı şekilde hiçbir milletin tümü de kötü değildir. Her bir millette hem kötü insan hem iyi insan mevcuttur. Bunun yanı sıra öyle milletler vardır ki kötü insanları galip germektedir ve bunun aksi! Bazı milletlerin iyi yönetici ve liderleri çoktur bazı milletler ise bu kadar şanslı olamamışlardır.

Eğer spesifik olarak Adigelerden bahsedecek olursak onları dört kısma ayırmak mümkündür. Hangi grubun daha iyi olduğuna herkes karar verebilir.

  1. Adıgağe’ye bağlıdır ama İslam dininden uzak.
  2. İslam dinine bağlıdır ama Adıgağe’den uzak.
  3. Hem Adıgağe’den hem de İslam dininden uzaktır. Hiçbirine de bağlı değildir.
  4. Hem Adıgağe’ye hem de İslam dinine bağlıdır.

Son maddeye tabi olan kesinlikle başarmış olandır. Aklı salim dördüncü maddenin daha uygun olduğunu görür.

Adigeler arasında, nerede bulunurlarsa bulunsun, mütedeyyindirler fakat tam manasıyla daha İslam dinini kavrayamamışlardır veyahut mütedeyyin olmakla beraber Adıgelilerin gelenek ve göreneklerine ve milletine olan davranışı hatalıdır. Zannetmedirler ki Adigelerin örf ve adetlerinin yeniden dirilmesine ve gelişmesinde sebep olmak dinle alakası yoktur dolayısıyla bunu dinden uzak tutarlar.

Böylece, konumuzun hulasasını yaparak şu üç meseleye dikkat çekmek istiyoruz:

  1. İnsanı övüp değer vermek sadece tek sıfata göre olabilir ki o da takvadır. Yoksa bir millete veya ulusa ait olmak övünmek nedeni olamaz! Farz-ı mahal böyle bir şeyi kabul edersek Ebu Leheb ve Ebu Cehil o zamanki en asil insanlardan olmaları gerekir, nitekim onlar milletin en soylu ailelerden bulunmaktaydılar. Fakat neticeye baktığımızda onların sonu cehennem azabı olmuştur.
  2. Kesinlikle bir millet hakkında tümünü kötü saymak yanlıştır.
  3. İnsanların örf ve adetleri (Adıgağe) ile İslam dini arasında zıtlık bulunmamaktadır, ikisini de bir arada ihya etmek mümkündür.

Son olarak da şunu zikretmek istiyoruz ki biz Adigeler geçmişimiz ile övünmeyi son derecede sevmekteyiz ama insanlar bir araya gelince geçmişten bahsetmezler hazır hal hatırını sorarlar.

5,255 total views, 1 views today

1 Comment

  1. Sahin, Caymaz dedi ki:

    Allah cc. razi olsun, cok isabetli bir konuya degindiniz. Cocuklugumda Babamla beraber sohpet ederek camiye gidip geldigimizi göeren arkadaslari ” Vahip efendi! oglunla köyde böyle dolasmaniz ayiptir” diyerek ikaz etmisler. Babamda onlara “Kardeslerim eger Rabbim bizleri mahser gününde cerkez adetlerinden hesaba cekecekse, siz haklisiniz. Yok! Seriatin hükümleriyle yargilayacaksa, vay sizin halinize. Ben evladimi camiye getirerek onun Namaza alismasini saglamak zorundayim. Size sorarim, Sizin ogullariniz su anda hangi camideler?yada neredeler?” dediginde cevap verememisler. Kitapta, Müminin O kimsedir ki kendisine Allahin ve Rasulinun emirleri iletildiginde ancak isittim ve itaat ettim der. Segi ve Hörmetlerimle Düzceli,Carme, Sahin Caymaz, Hamburg- Almanya

Yorum Yap